Yaşamın olmazsa olmazı SU ' dur. Su yaşamak için hücrelerimizin % 75 ' i olmasından tutun içme,kullanma gibi tarımsal üretimin de can damarı girdidir.Su olmazsa tarımsal üretimle yaşamsal ikinci önemli ihtiyacımız gıda yok demektir. Bu paradoks ve araştırmalar gösteriyor ki, bu yıl yaşanan kuraklılığın gelecekte artışı ile bize, çocuklarımız ve gelecek nesiller için büyük sorumluluk yüklemektedir.

Ülke olarak bize dayatılan göstergelerle çok büyük hatalar yaptık ve halen sürdürülmesi halinde gerçekten geleceğimizden endişe duymalıyız. Toplumdaki olayların tümü bir ilişkiler bütünüdür. Bu nedenle bir konuda yaşanan sorunu diğerinden soyutlayamayacağınız gibi, her olayın, her kararın, her bireye doğrudan ya da dolaylı etkisi olduğunu da düşünmemiz gerekir.

Kuraklık büyüme hızının yavaşlamasına, enflasyon artışına neden olarak, tarımda üretim düşüklüğü gerekçe olurken, lokomotif sektör olarak görüldüğü, ekonomik göstergelerin kötüleşmesinin suçlusu “kuraklık ve tarım” olduğu açıklanarak, siyasilerin günü kurtarma gerekçelerini oluştururken,topluma bir başka lanse edilen gelişme göstergesi, tarımdaki istihdam,vb. üretime kıyasla azalış, yerine sanayi ve hizmetler sektöründeki artış gösterilmektedir. Bu bir çelişkidir. Bu ülke doğal koşuları çerçevesinde dünyada çok özellikli bir tarım ülkesidir. Halen reel olarak dış ülkelerin ucuz iş gücü amaçlı getirilen ve ülkemizi çöplük olarak kullanıp,kazancını götürdüğü sanayisi hariç tarım sanayinin de hammaddesini yetiştirir. Her şeyden önenlisi tarım hiçbir sektörün alternatifi değildir,kıyaslanamaz. İşte bu kıyaslamalarla halen AB’ nin AB olarak her ülkenin kendisinin desteklediği hariç tarıma %45.7 pay ayırdığını görmezden gelip tarımda destekleri ya kuşa çevirip ya da doğrudan gelir desteği diye üretimden uzaklaştırıp, bu günlere geldiğimizi iyi bilelim.Bundan 20 yıl önce kendi kendini besler 7 ülkeden biriyken bugün dışa bağımlı hale getirildiğimizi altını çizip sanal ve önceliksiz ihracat gelirleri arttı yutturmacalarına kanmayalım.

Ortaoğu’da ayrıca bir önemi olan SU, BOP’un en önemli bileşeni olduğu halde henüz yüksek sesle konuşulmadan AB Su Çerçeve Direktifi modellemesiyle, su haklarımızı elimizden alıp uluslararası yaptırımları görevlendiren imzaları atan yöneticilerimiz, Helsinki insan haklarında yazan “su insanlık hakkıdır” ibaresiyle yola çıkıp! su satışlarının ülke gündemine oturtulduğunun farkındalığını yaşayıp, başka bir doğal kaynak petrol konu olunca OECD ler kurulup, yapılan pazarlıklar ve erk, çıkar çatışmalarıyla ölçütlendiriyor muyuz?

Kişi su başına su tüketiminde bölge ülkeleri arasında geri, su kısıtı olan ülke olduğumuzu, artan nüfusla birlikte su sıkıntısı olan ülke olma yolunda ilerlediğimizi biliyor muyuz?

Ülkemize belediyelerle giren, az sonra tarıma el uzatacak su şirketlerinin,elektrik şirketleri gibi, vahşi fiyatlandırmaları ile tarımsal üretimi olanaksız hale getirip, AB de tarımda kullanılan elektrik 3,5 centken, bizde 9.5 cent ödetilmesini, elektrik ücretini ödemeyen çiftçinin trafosunu söküp,ürününü yakarken, % 22.5 kaçak elektriği önleme tedbirlerinden yoksun ve aymazlığının tarımı yoketme planının bir parçası olara görüyor muyuz?Tarımın katma değerini görmeyip, elektrik ücretinden belediye payı, trt payı almaya, gıdada %1-8 KDV varken,onu üretene elektrikte % 18 KDV yüklemeyi, tamamı tarımda çalışıp işsizlik sorununu da azaltan tarım nüfusunu hiçe sayıp, sanayide 50 kişi çalıştırana /50 ucuz elektrik vermeyi nasıl bir hak, adalet olarak görüyoruz? Sudaki oyun çiftçiye yansıdığında çiftçi nasıl üretecek biz nasıl gıda ihtiyacımızı karşılayacağız?Yardımlarla mı? G.Afrika ülkelerine BM, gelişmiş ülkeler yıllardır yardımdalar, bir adım değişti mi?