Tarımda İklim Değişikliği ve Sonuçlarını Durdurmak Üzere Neler Yapmalıyız?

Gerek mesleğim oluşu, gerekse ekoloji ekseninde mücadele verdiğim konular içinde önemli bir yer tutması açısından “İklim Değişikliği ve Sonuçlarını Durdurmak Üzere Neler Yapmalıyız?” sorusunu “tarım” konusundaki görüşlerim ile cevaplandırmaya çalışacağım.

Hepimiz biliyoruz ki, insanın yaşamı için ihtiyaç duyduğu gıdanın ve kısmen de lif ‘in tek temin kaynağı tarımdır.

İklim değişikliği ve tarım ekseninde, yada iklim değişikliği ve tarım etkileşiminde 3 gerçek ve saptama vardır;

1) tarımın küresel ısınmaya olan katkısı
2) yer altı ve yerüstü su kaynaklarından en çok tarımın yararlanması,
3) iklim değişikliğinin sonuçlarından en çok etkilenen sektörün tarım olması

1) İklim değişikliğinin olumsuz sonuçlarını engellemek için endüstri yani tüm sanayi

kolları, enerji, maden ve ulaşım sektörleri kadar tarımın da sorgulanması ve yeniden yapılandırılması bir zorunluluktur.
Endüstriyel tarım var olduğu ve geliştiği sürece tarımın küresel ısınmaya olan %13–15 lik katkısı hiçbir şekilde azalmayacaktır. Bol sentetik gübre ve pestisit (özellikle herbisit—yabani ot ilacı) kullanılan endüstriyel monokültür tarım sistemi, iklim değişikliğinin tetikleyici unsurlarını bünyesinde barındırırken aynı zamanda kıt su kaynaklarının sürdürülemez kullanımına da neden olur.

Öneri: Endüstriyel tarımın teşvik edilmemesi ve sınırlandırılması (eğer mümkün olabiliyorsa engellenmesi) Sürdürülebilir tarım sisteminin teşvik ve gelişiminin sağlanması. Ekolojiyi ve ekosistemi en az tahrip eden bir tarım şekli olduğu için sürdürülebilir polikültür tarıma, diğer sistemlerden daha az zarar vericidir ya da daha iyidir diyebiliyoruz. Organik tarım da sürdürülebilir polikültür tarımın bir türevidir.

2) Tarımın ihtiyaç duyduğu suyun bir kısmının yer altı su rezervlerinde bulunduğu düşünülürse, özellikle tarım arazilerini işgal eden sanayinin tarım için bir tehdit oluşturduğu kolaylıkla söylenebilir. Bulunduğum bölgeden yerel örnekler;

1.sınıf tarım arazisinde kurulan ve pancar şekerine alternatif olarak programlandırılmış olan nişasta bazlı şekerlerin tekeli durumundaki Cargill fabrikası,
Kestel ovasında yer altı su kaynaklarını masalarınıza Coca Cola şişeleriyle sunan C.Cola fabrikası.
Tarım ovalarında mantar gibi biten tekstil fabrikaları
Bursa ' nın yeraltı su kaynaklarını sömüren, üstüne üstlük sanayi atıklarını yine yerüstü su kaynaklarına ya da derin desarj ile yer altı su rezervlerine boşaltan yüzlerce başka fabrika.

Başka bir gerçeklik de şudur;
Sağlıklı bir toprak yapısı aynı zamanda daha az su sarfiyatı demektir.
Tüm ürünlerin yetişmesi için suya gereksinim olduğu bir gerçektir; ancak organik madde yönünden daha zengin olan topraklar daha fazla su tutar ve bu suyu daha zengin bir içerikle birleştirip bitkinin yararlanmasına sunar. Toprağın suyu tutma becerisi, özellikle suyun az bulunduğu veya kuraklık dönemlerinin uzun sürdüğü bölgelerde kritik bir özellik olarak öne çıkmaktadır.

Tarım sistemleri içinde iklim değişiminden doğan kuraklıktan nisbeten daha az zarar görecek olan sistem organik tarım olacaktır. Çünkü organik tarım sistemi hem polikültür geleneği hemde biyoçeşitlilik ile birlikteliği nedeniyle ürün alternatifleri bol olan bir sistemdir. Monokültür menşeli endüstriyel tarımın ihtiyaç duyduğu su miktarı ve sistemleri göz önüne getirildiğinde ve hele hele bu tarım sistemlerinin, yapısı kısmen yada tamamen bozulmuş topraklarda yapılmakta olduğu göz önüne alındığında, organik maddece zengin topraklardaki polikültür yetiştiriciliğinde su kullanımının çok daha verimli olacağı, daha az su kullanımıyla yeter miktarda ürün elde edilebileceği söylenebilir. Burada belirtmeye çalıştığım konu, organik tarım sisteminin oluşacak kuraklıktan zarar görmeyeceği değil, konvansiyonel endüstriyel tarımdan daha az zarar göreceğidir.

Öneri: Ciddi bir su politaksıyla birlikte yer altı ve üstü su rezervlerine bir koruma getirilmesi eğer açlık yaşanması istenmiyorsa tarımın su ihtiyacının önünün kesilmemesi ama akılcı bir kullanım uygulanması zorunludur. Salma sulama gibi yüzeysel sulamalar yerine ikame ettirilecek damla sulama ile belirli bir miktarda su tasarrufu sağlanacaktır. Elbette bu, önerilecek bir tasarruf yada suyu daha akıllı kullanım metodudur ama tek başına da bir çözüm değildir.

3) İklim değişikliğinin sonuçlarından en çok etkilenen sektörün tarım olması
Bu olumsuz etkileniş devam ettiği sürece insanın gıda gereksinimini karşılamada zorlanacağı hatta açlığa sürükleneceği de bellidir…

Süre ve şiddete bağlı olarak çeşitli düzeyde zarar ve felaketlere neden olan kuraklığın etkilerini, su kıtlığı ve tarımda verim düşüklüğü hatta ürünlerin kısmen ya da tamamen yok olmasına kadar geniş bir yelpazede görmek mümkündür. Kuraklığın, ekoloji, ekonomi ve sosyal etki ve etkileşimlerle karşılıklı bir neden sonuç ilişkisi içinde olduğu söylenebilir. Kısaca kuraklık; ekolojik, ekonomik ve sosyal etkenlerle ortaya çıktığı gibi; bu etkenler de kuraklığın bir sonucudur. Örneğin; Toprağın fiziksel ve kimyasal doğal özelliklerini kaybetmesi ve aşınması demek olan “çölleşme” nin sürecini kuraklık ve insan faktörü arttırır. Karbondioksit ve diğer sera gazları salınımıyla şekillenen iklim değişikliğinin baş aktörünün insan olduğunu da unutmamak gerekir.

Daha çok baraj yapımı, daha fazla yeraltı su kuyusu açılması, havzalararası su transferleri yapılması ve deniz suyu arıtımı tarımın kuraklıktan zarar görmesini engelleyecek çözümler kesinlikle değildir.

Ve son söz yerine;
Küresel ısınma sorununun, insanlığın bir ölüm-kalım meselesi olduğu artık iyice anlaşılmıştır. İklim değişikliğinin en birincil nedeninin; geleceğini ve sürdürülebilirliğini yitirmiş olan aşırı tüketime odaklanmış kapitalist sistem ve ona uyarlanmış yaşam biçimi olduğunu tekrar vurgulamak isterim.

[size=14pt]İklim değişikliğini engellemek ancak ve ancak
sistemi değiştirmekle mümkündür.
[/size]​


Arca Atay
DOĞADER Yönetim Kurulu Üyesi
 

Benzer Konular