PORTAL
FORUM
Forumlar
Giriş yap
Kayıt ol
Neler Yeni?
Ara
Ara
Sadece başlıkları ara
Kullanıcı:
Forumlar
Menü
Giriş yap
Kayıt ol
Uygulamayı yükle
Yükle
FORUM
Çiftçilik Dışı Konular
Muhabbet - Geyik
soy kütügünüz veya soy agacınızı biliyormusunuz.
JavaScript devre dışı. Daha iyi bir deneyim için, önce lütfen tarayıcınızda JavaScript'i etkinleştirin.
Çok eski bir web tarayıcısı kullanıyorsunuz. Bu veya diğer siteleri görüntülemekte sorunlar yaşayabilirsiniz..
Tarayıcınızı güncellemeli veya
alternatif bir tarayıcı
kullanmalısınız.
Konuya cevap ver
Mesaj
<blockquote data-quote="ali_kockaya" data-source="post: 520779" data-attributes="member: 7396"><p><strong>Ynt: soy kütügünüz veya soy agacınızı biliyormusunuz.</strong></p><p></p><p><span style="color: red">BÖLGEMİZDE YAPILAN AKEDEMİK BİR ÇALIŞMADIR...</span></p><p>Ç İ V R İ L V E Y Ö R E S İ N D E </p><p>Y Ö R Ü K K Ü L T Ü R Ü </p><p> Şükrü Tekin KAPTAN</p><p> Araştırmacı-yazar</p><p>Muratdede Mh.357.Sokak, Güvenç İş hanı K.7 No.154</p><p>Tel : 0.258.263 83 73, O.542. 622 16 76 –Denizli,</p><p> </p><p> Adlarına “Yörük-Türkmen” de denilen atalarımız Orta Asya’dan; kuraklık, Sığınacak yeni bir yurt, yaylak ve kışlak edinme geleneğini sürdürme, nüfus dengesinin sağlanması, askeri yapılanma, İslâmiyet’i yayma idealleri, savaş ve fetih yoluyla genişleme, otlak darlığı ve nihayet Kıpçak ve Moğol saldırıları gibi nedenlerle, Azerbaycan, Irak, İran ve Suriye üzerinden Anadolu’ya kalabalık gruplar halinde göç etmişler ve bu Yörüklerden bazı boy, oymak ve obalar X111. Asır sonlarına kadar Çivril bölgesine yerleştirilmişler veya iskân edilmişlerdir.</p><p>Bu göçler Selçuklularla - Gazneliler arasında 23.Mayıs.1040 tarihinde yapılan Dandanakan savaşı ile 26.Ağustos.1071 tarihinde Selçuklular ile Bizanslılar arasında Malazgirt muharebesi ve nihayet 17.Eylül.1176 tarihinde Çivril yakınlarında Selçuklularla-Bizanslılar arasında yapılmış olan Miryakefalon savaşından sonra daha da yoğunluk kazanmıştır.</p><p>Anadolu’ya geldiklerinde tamamen Müslümanlığı kabul etmiş bulunan ve beraberlerinde Orta Asya kültürleri ile manevi varlıklarını da getirmiş olan, Anadolu’da ve Rumeli’de göçebe hayatı yaşayan Türk oymak, boy ve obalarına verilen bir isim olan “Yörük” sözlük manasında “Yürümek” fiilinden türeyip “Yürüyen, sefere koşan çadır halkı” manası ile birlikte, daha sonraki dönemlerde “Bir yerde durmayıp, devamlı yer değiştiren, göçebe halk” anlamına da genel ad olmuştur.</p><p>Mal varlıkları göçtükleri devrede: Koyun, Keçi, at sürüleri ile develerden oluşan, Anadolu’ya göç sırasında Moğol saldırı ve yağmaları ile mal ve canlarından büyük kayıplar vermelerine rağmen Anadolu’da Yörük birliğinin sağlanmasında, ve daha sonraki yıllarda Anadolu Beyliklerinin teşekkülünde de etkili olmuşlardır.</p><p>X1V. Asrın sonlarına doğru Anadolu’nun hemen hemen her yöresine yayılmış olan söz konusu Türk boyleri (Yörük, Türkmen, Tatar) başlangıçta “Türkmen” daha sonraları da “Yörük” adını alanlarından bir kısmı bazen beylerinin, bazen de yerleştikleri bölge ve kentlerin adları ile anılmaya başlamışlardır.</p><p>Yörükler Anadolu’da genellikle Orta, Güney ve Batı Anadolu’da yoğun olarak yaşamaktadırlar. Büyük topluluklar halinde yaşayan bu oba ve oymak halkları aralarında çeşitli kollara ayrılmışlar ve zaman içinde şüphesiz ki dağılanları da olmuştur.</p><p>Yurdumuzun olduğu gibi, Denizli’nin de suyu, güneşi, yaylası ile doğal güzellikleri Yörükler için rağbet edilen zenginlikler arasındadır. Bu güzelliklere bir güzellik de katan koyunu, kuzusu, keçisi, sığırı, devesi ve kültürleri ile şüphesiz ki Yörüklerimiz olmuştur. İşte konumuzu teşkil eden “Çivril ve yöresinde Yörük kültürü”nü mahallen araştırmak ve incelemek üzere Sayın Çivril Kaymakamlığı’nın değerli destek ve yardımları ile Çivril ilçesine bağlı 58 köy ve kasaba ile ilçe hudutları içinde bulunan Akdağ ve Bulkaz dağlarının yaylalarında mahallen ve daha çok canlı kaynak araştırması yaparak konumuz kapsamındaki kültür ürünlerimizi görüp, 22 günlük çalışma süresi içinde tanıma fırsatını elde etmiş oldum.</p><p>Kültürümüzün gerçek sahipleri olan, kışlakları, yaylakları, güzleleri ile belirli geliş-dönüş yolları içinde belirlenen bir düzende yaşayan söz konusu Yörüklerimizin suları ile yoğruldukları Akdağ’ın (Başalan, Eğerlik, Kabaçam, Kara çukur, Kartal Çimeği, Kıraç, Kızlar Oluğu, Kirezli, Kocayayla) ve Bulkaz dağının (Belkuyu, Gökbel) yaylasındaki çeşmeleri (Akça oluk, Ali Ağa, Arpa çukuru, Aşağı, Belkuyu, Bölük oğlu, Çal pınarı, Çamlı (Gökçe oluk), Erikli, Gökbel, Kuzoluk, Manasır, Satık Harım, Üç-Beş oluklu,Yunus oluğu), kuyuları (Belkuyu, Koca, Kör, Zeynep) gölgesinde esen rüzgârların hışıltılarını dinledikleri söğüt ve kavak ağaçlarını görüp, duygulanmamak mümkün değil. Elbette ki süre gelen yaşamımızın dünkü temsilcileri, yerleşme düzenine geçmekle hayat sürecinde belirli unsurları zaman içinde yitirmişler, kaybetmekle de kalmayarak, geçmişlerini 'Biz Yörük değil, Türküz' demek suretiyle küçümsemişlerdir. Hatta 'Şehirli-Köylü' veya “Dağ köylü-Ova köylü' deyimlerinin türemesine adeta yardımcı olmuşlardır.</p><p>Araştırmalarımızı sürdürdüğümüz dönem içinde ve halen Çivril ilçesinde konumuza esas aldığımız ve daha ziyade 1695, 1712, 1716, 1741, 1842, 1860 yıllarında çoğunluğu Danişmetli ve Boz-Ulus topluluğundan olan Oymak ve cemaatlerin Çivril bölge ve çevresine iskân edilmeleriyle yoğunluk kazanan, 27 Oba, Oymak, boy ve Boy’u tanıma fırsatını bulmuş oldum. Amacım tarihe bir işaret taşı dikebilmek olduğuna göre; Tanımları, Tarihçeleri, Dinsel inançları, Kültürel değerleri, yer adları ve hatta bazı mensupları ile birlikte tatminkâr bir birikimle, geniş açılımla ve uzun bir dokümanla karşınıza çıkma hoşgörünüze sığınarak saygı ve sevgilerimi sunarım.</p><p>Belirli başlıklar altında araştırıp, incelemeyi geleceğimize ışık tutmak, Çivril ilçesinin sosyal-kültürel ve folklorik yapısına katkıda bulunmak gayesiyle, alfabetik sıra dahilinde Çivril bölgesinde yerleşik 3 Boy, 4 boy, 3 Oymak ve 6 Oba hakkında gerekli tanıtım ve kültürel değerleri aşağıdaki kısımlarda etraflıca açıklanmıştır.</p><p> </p><p>ABDAL/ABDALLI/ ABDALOĞLU/ ABDALLAR :</p><p>Tanımı :</p><p>Çoğunlukla yerleşik, kısmen göçebe bir halde yaşayan kabilelerden birisidir. (1) Arapça da 1X.Y.Yıldan bu yana bir tasavvuf terimi olarak kullanılan “Abdal”;”Derviş ve Şahit” manalarına gelen “Bedil” kelimesindendir. Arapça’da Bedil’in çoğulu olan Farsça ve Türkçe’de tekil olarak, önce “Derviş” manasına, sonra Kalenderiye zümresine mensup “Serseri derviş” manasına kullanılmıştır. Ayrıca Türk Derleme Sözlüğünde, Anadolu’da: Abdal, Aptal =Çingene, davul-Zurna çalan, serseri, avare, tembel beceriksiz, deli, itibarsız, kul, köle, tamahkâr, aç gözlü, yaşlı adam (2) manalarına da kullanıldığı kayıtlıdır.</p><p>Türkmen geleneğine göre, Kay’ın oğlu ve selefi Esen’den gelen 12 boydan birincisi Abdal’dır. (3) Damgası Ay olan Abdallar Bir boy (4) dirler. 24 Oğuz boyundan Çavundur boyuna bağlı bulunan Abdallar’ın Çepni boyları ile Tahtacı Oymağı içinde de “Abdal” oba ve cemaatlerine rastlanılmaktadır.</p><p>Tarihçe :</p><p>M.S.V. ve V1.Y.Yıllarda, Orta Asya tarihinde önemli bir rol oynayan Türk asıllı Eftalitler veya Akhunlar da “Abdal” adını taşırlar. 495-525 yıllarında Pencap sahasını işgal eden Eftalitler büyük bir İmparatorluk kurdularsa da 563-567 yıllarında, Sasaniler’in müttefiki olan GökTürkler tarafından dağıtıldılar. Afganistan’da Afganlaşan “Abdaliler” ile, İran, Türkistan ve Anadolu’da rastlanan göçebe veya yerleşik abdalların bu dağılmış Eftalitlerin veya Akhunların kalıntıları olması kuvvetli ihtimaller (3) arasındadır. Bunlar çoğu zaman, göçebe oldukları için, başka kökten gelen ve tesadüfen aynı adı taşıyan serseri dervişlerle, hatta çingenelerle karıştırılmışlardır.</p><p>Safevi ' ler devrinde İran’da bulunan önemli Türk oymaklarından birinin adı olan bu oymağa “Şamlı” kabilesi arasında da rastlanılır. Türkmenistan’da Hazar ötesinde Türkmen kabileleri arasında bile Abdal isimli bir kabile mevcuttur. Güney, batı ve Orta Anadolu dağılış bölgeleri arasında bulunan Abdallar’ın bununla birlikte Antalya yöresi en yoğun oldukları bölgelerden birisidir. (1) Sayıları tüm Türkiye’de 40-50 000 dolaylarındadır. Soy olarak Türkmen’dirler. Halk bunları elek, sepet yapmaları ve göçebe olmaları bakımından “Çingene” adı ile tanımaktadırlar. Bu nedenle Abdallar’a güney Anadolu’da “Çingene”, Doğu ve kuzey Anadolu bölgesinde “Elekçi” Konya dolaylarında “Carcar” (1) adı verilmektedir. Abdallar kendilerini Kara Yağmur’un reisliği altındaki “Horasan Erenleri”, Güney ve Doğu Abdalları ise Oğuzlardan “Beydili” boyu ile beraber Anadolu’ya geldiklerini ifade ederler.</p><p>Kayseri ve K. Maraş dolaylarında “Abdal Beğ” adlı bir obaları (5) da bulunan ve Çivril bölgesinde 1875 yılından bu yana yaşadıkları bilinen Abdallar, artık zamanımızda tamamen yerleşik düzene geçmişlerdir. Bir kısmı Kırkağaç ilçesinden 1843 yılında Denizli bölgesine gelip Kaklık yakınlarındaki Dereköy’e, daha sonra da 1940 yılında Kocabaş kasabasına meslekleri gereği yerleşmişlerdir.</p><p>Etkinlikleri :</p><p>Kaygusuz Abdal gibi “Abdal” lâkabını taşıyan bir çok değerli şairler yetiştiren topluluğun, güzide Türk Halk Müziği sanatçılarından Neşet Ertaş’ın da (6,7) bu cemaat mensubu bulunduğu belirtilir.</p><p>Obaları :</p><p>Abdallar bir çok oymak ve obalara ayrılmaktadırlar. Bunlar : Şöylece (8) sıralanabilir.</p><p>1.Fakçılar : boye av avlayan abdallardır.</p><p>2.Tencili Abdalı : Cambazlık, kuyumculuk, üfürükçülük yaparak geçinen abdallardır.</p><p>3.Beydili Abdalı : Türkmenlere yamak ve yardımcı olan Abdallardır.</p><p>4.Gurbet veya Cesis Abdalı : Sepetçi Abdallardır. (Geceleri lâmba yakmazlar, yazın çadırda yatmazlar.)</p><p>5.Karaduman Abdalları : Mısır’dan İbrahim Paşanın iskân için gönderdiği müzik ve raks heyetinin kalıntılarıdır. </p><p>Bulundukları Yerler :</p><p>(1,4,6,7,9,10,11,12,13,14)Yurdumuz dışında; Bulgaristan (Tatar pazarı), Suriye (Rakka), Romanya, Yunanistan da, Türkiye’de; Adana, Afyon (Gazlı göl, Uyanık, Sahip Ata köyleri), Akhisar, Akşehir, Ankara, Antalya (Zeytin köyü), Aşkale, Aydın (Merkez ilçe, Ilıca başı mahallesinde, Kocagül, Acarlar,Yeniköy köyleri), Ayvansaray, Balıkesir, Beyşehir, Biga, Bozdoğan, Bulanık, Büyük Çekmece, Çatalca, Çay (Uyanık köyü), Çivril, Çorlu, Çorum, Denizli, Dinar, Edirne, Erciş, Erzurum, Finike (Tunuslu köyü), G.Antep, Gemerek, Germencik, Gerze, Gölbaşı, Hayrabolu, Isparta (Gölbaşı, Göktaş köyleri), İçel, İncirliova, İpsala, İstanbul, K. Maraş, Kaman, Kangal, Karaman, Kasımpaşa, Kastamonu, Kayseri, Keşan, Kırkağaç, Kırklareli, Kırşehir, Konya, Konya, Köyceğiz, Kütahya, Lüleburgaz, Malkara, Manavgat, Manisa, Milas (Selimiye kasabası), Muş, Nazilli, Niksar, Ortaca, Osmaniye, Pınarhisar, Sandıklı, Serik, Seydişehir, Silifke, Silivri, Simav, Sinop, Sivas, Söke, Sultandağı, Sulu kule, Şarkışla, Tarsus, Taşköprü, Tekirdağ, Tokat, Uluborlu, Uşak (Merkez ilçe), Uzunköprü, Üsküdar, Van, Vize, Yeni bahçe, Yozgat, il ve ilçelerinde yaşamaktadırlar.</p><p>Denizli’deki Yerleşimleri :</p><p>(6,7,11,12,13,14) Denizli (Merkez ilçe Sevindik, Çamlık mahallelerinde (200 hane), Karakova (100 Hane), Güzelköy köylerinde), Çivril (Merkez ilçe (20 Hane), Işıklı kasabasında (150 Hane), Honaz (Kocabaş (200 Hane) kasabasında), Sarayköy (Merkez ilçe, Uyanık (215 Hane), Ada köylerinde) olarak yerleşik düzende yaşamaktadırlar.</p><p>Dinsel İnançları :</p><p>Genellikle Alevi olup, Mezhep itibariyle “Alevi-Câferi Sadık” (Ca’fer Es Sâdık H.80 (M.699-H.148/M.765) Mezhebindendirler. (7,14,15) Abdallar ile köy Bektaşileri, Çepniler ve Tahtacıların “Ayin-i Cem” leri hep birdir. Cem ayinleri ekseriyetle uzun kış geceleri ve bilhassa Zemherinin yirmi yedinci gecesi seçilir. (1) X1V.Asırda Anadolu’da sayıları artan ve tarihi kaynaklarda “Abdalan-ı Rum” (Anadolu Abdalları) diye anılan zümre, Sünni akidenin dışında, Alevilere yakın bir hüviyet taşırlar.</p><p>Abdallar, Sofiyan erkânının adap ve şartlarından bahseden “Risale-i Şeyh Safiyüddin Erdebili” adlı yazma bir kitaptan başka “Menakib-i Evliya” denilen ve Erenler, Evliyalar hakkındaki bir çok mecmuaları kutsal tutarlar. Bunlardan “Hatayi-Şah İsmail, Abdal Musa ve Kaygusuz Abdal” tarafından söylenmiş Nefeslere, menkıbelere fazla yer verilerek iştiyakla söylenir.</p><p>Bazıları Sünni/Hanefi mezhebinde olduklarını da (6) ifade etmektedirler.</p><p>Kültürel Değerler :</p><p>1)Fizyonomileri :</p><p> Erkekler :Çoğunlukla esmer yuvarlak yüzlü, buğday benizli olanları az, kavruk ve tıknaz vücutlu, kestane renginde ve azı siyah, kıvırcık saçlı, ortanın üzerinde 1.65- 1.70 Cm. boylarında, 80-90 Kg. ağırlıkta, ayak numaraları genelde 40-42 yi geçmez, göz renkleri elâ ve kahverengi olup mavi göze çok ender rastlanır, kulaklar dik olmayıp yüze gömük, elmacık kemikleri hafif çıkıntılı, kısa boyunlu, gömük çene, yayvan burun, açık alın,Yörük kafalı, geniş yüzlü, gövde ile vücut yapısı uyumludur.</p><p>Kadınlar :Kadınlar saçlarını çoğunlukla topuğa ve az da bele kadar uzatarak 6-10 arasında örgü yaparlar. Gözleri koyu kahverengi, buğday tenli, boyları 1.60-1.65 civarında, saçları siyah, baş, el ve ayaklarına kına yakarlar. Eşlerine ve aile ocaklarına itaat, sadakat ve sevecenlikle bağlıdırlar.</p><p>2)Sosyal yaşam :</p><p> Göçebe Türklere has Şaman geleneklerini devam ettiren Abdalların, İslâmlaştıktan sonra Arap ve Fars menşeli Kalenderiye Abdallarının örf ve adetlerini benimsemiş veya aksine, Kalenderilerin Türk menşeli Abdalların yaşayış tarzlarından bazı unsurlar almış olmaları mümkündür. Göçebe Abdallar, yılın muayyen mevsimlerinde değişik yerleri dolaşarak köy ve kent kıyılarında geçici olarak otururlar. Küfürbaz insanlardırlar.</p><p>Abdallar Sünni köylüler ile karışmazlar. Sakindirler. Birbirlerinden kız alıp vermezler. Yaşayışları diğer Tahtacı, Çepni Alevilerinden daha harabatidirler. Bir çok kızları köy ağalarının evlerinde hizmetçilik yaparlar veya kapatma gibi yaşarlar. Kadınlarında örtünme yoktur. Erkeklerden kaçmazlar ve tutmak, Çrşı açıktırlar. (1) Afşar kadınlarının giyimlerine göre giyinmişlerdir.</p><p>Görücü usulünde (Kaçarak evlenme daha fazladır) kurulan aile birliğinde tek evlilik esası cari olup, aynı çatı altında (Hatta birden fazla aile) oturulan, aynı çanaktan yenilip içilebilen ve erkek hâkimiyetine dayanan ataerkil bir aile tipi uygulanmaktadır. Aile ocağı; kesin kurallarla, sevgi, güven, itimat ve sadakat üzerine kurulmuş olup, önemli bir sebep görülmediği taktirde aile birliği boşanma ile sonuçlanmaz. Eşleriyle beraber çalışma ve müşterek hayat gereklerine kendilerini angaje etmiş bir toplum olan Abdallar, haksızlık ve adaletsizliklere karşı tahammülsüzdürler.</p><p>Aslında sakin duruşlu, güler yüzlü, neşeli ve şen, hoş sohbet, ağır başlı, kanun ve nizamlara saygılı ve bağlı bir toplum olduklarını her halükârda belirtmektedirler.</p><p>3)Adet ve gelenekler :</p><p> Başlık-Ağırlık alma adetleri bulunmayan Abdal toplumunda bazı adet ve gelenekler şöylece sıralanabilmektedir.(6,7,11,12,13,14)</p><p>-Çocuklar doğumundan kısa bir süre geçtikten sonra tuzlama yapılır.</p><p>-Düğünlerde kına gecesi günü, damadın avuç içine kına yakılır.</p><p>-Muharrem ayında 12 gün oruç tutulur. Bu orucu tutanlardan bir kısmı sadece su içmez, yemek yer, diğer bir kısmı ise hiçbir şey yiyip içmez. Oruç: 24 saat sürelidir. Sahura kalkılmayıp, akşamdan “Ya Allah, ya Muhammet, Ya Ali” denilerek oruca niyet edilir. Oruçlu iken; tıraş olunmaz, et, yumurta, yoğurt gibi hayvansal gıdalar yenilmez, eşlerle yatılmaz, su içilmez (Su yerine genelde kahve içilir.),</p><p>-Normal şartlar altında tüm çocukların sünnet edilme adetleri sürdürülmektedir.</p><p>1)Düğün Unu :</p><p> Düğün sahibinin değirmene hediye olarak gönderdiği undur. Bu un değirmene girer girmez, değirmenin üstüne bir bayrak asılır ve düğüne katılacak köylünün unu bedava öğütülür, buna “Düğün unu” (8) denir.</p><p>2)Kına davarı :</p><p> Kıza gönderilen kurbanın adına “Kına davarı” adı verilir. (8) Düğün sahibine hediye olarak gelen davarların ismine de “Kırgım davarı” denir.</p><p>3.Kına gecesi :</p><p> Gelin alınmazdan bir gün önceki Cumartesi gecesi kız evinde yapılan eğlencedir. Bu eğlenceye oğlan evi saat:19.30-20.00 saatleri dolayında tüm davetlileriyle beraber davul-zurna eşliğinde, yanlarına yakılacak kına ile birlikte giderler. Saat 12.00 ye kadar kız evinde çeşitli halk oyunları oynanarak eğlenilir. Genelde roman havaları revaçtadır. Eğlencenin sonlarına doğru kadınlar meydanda toplanarak gelin kıza ve arkadaşlarına kına yakılır. Daha sonra oğlan evine dönüş yapılır.</p><p>Bir süre sonra oğlan evinde çalgılı eğlenceler sürerken, kız evinden oğlan evine “Baskın” adı verilen 5-10 kızlı erkekli gençler gelin kızı damat evine ziyarete getirirler. Oğlan evi bu ziyaretçilere içki, tavuk, çerez gibi yiyecek ve hediyeler ikram (7) eder.</p><p> 4)Dil-Lisan :</p><p> Toplumda eğitim ve öğretim yüzdesi %90 civarında olup, Polis, Bankacı, Öğretmen, Avukat gibi bir çok kamu görevlilerinin bulunduğu, Abdallar’ın dilleri (1,7) Türkçe’dir. Seçilmiş bazı kelimeler aşağıda verilmiştir.</p><p>Elma :Alma, Az :Accık, Ağabey :Abey, Gaga, Ağam,</p><p>Nine :Ebe, Anahtar :Anaktar,Kilit, Baba :Boba,</p><p>Abla :Aba, Bacı, Arkadaş :Arkıdeş, Akşam :A’şam,</p><p>Banka :Banga, Buğday :Buydey, Merdiven :Merdimen,</p><p>Sıkıntı :Bungunluk, Koca-Erkek :Len, Herif, Kadın-Eş :Hanım,</p><p>Bakraç :Helke, Bakır, Ayakkabı :Babıç, Patlıcan :Badılcan,</p><p>Fakir :Fukara, Garip,Cemaat :Cemat, Çanta :Çente,</p><p>Çaput :Bez, Kaşık :Gaşık, Değirmen <img src="data:image/gif;base64,R0lGODlhAQABAIAAAAAAAP///yH5BAEAAAAALAAAAAABAAEAAAIBRAA7" class="smilie smilie--sprite smilie--sprite8" alt=":D" title="Big grin :D" loading="lazy" data-shortname=":D" />eyman,</p><p>Misafir :Musafir Yemek :Aş, Yatak <img src="data:image/gif;base64,R0lGODlhAQABAIAAAAAAAP///yH5BAEAAAAALAAAAAABAAEAAAIBRAA7" class="smilie smilie--sprite smilie--sprite8" alt=":D" title="Big grin :D" loading="lazy" data-shortname=":D" />öşşek,</p><p>Teyze <img src="data:image/gif;base64,R0lGODlhAQABAIAAAAAAAP///yH5BAEAAAAALAAAAAABAAEAAAIBRAA7" class="smilie smilie--sprite smilie--sprite8" alt=":D" title="Big grin :D" loading="lazy" data-shortname=":D" />e’ze, Fotoğraf :Fotıraf, Resim,Zayıf :Kuru,Cılız,</p><p>Komşu :Gonşu, Erzak :Azık, Tahta :Ta’ta,</p><p>Lâstik :Rastik, Elbise <img src="data:image/gif;base64,R0lGODlhAQABAIAAAAAAAP///yH5BAEAAAAALAAAAAABAAEAAAIBRAA7" class="smilie smilie--sprite smilie--sprite8" alt=":D" title="Big grin :D" loading="lazy" data-shortname=":D" />akım, Tabak :Çanak,</p><p>Fare :Sıçan, Keme, Sağlam :Sa’lam, Şimdi :Hindi,</p><p>Doktor <img src="data:image/gif;base64,R0lGODlhAQABAIAAAAAAAP///yH5BAEAAAAALAAAAAABAAEAAAIBRAA7" class="smilie smilie--sprite smilie--sprite8" alt=":D" title="Big grin :D" loading="lazy" data-shortname=":D" />okdur, Bardak :Gupa, Tas, Küçük :Ufak,</p><p>Otomobil :Tomafil, Pençere :Cam, Öksürük :Ö’sürük,</p><p>Hapis :Mapuz, dam, Tuvalet :Helâ, Balkon :Hayat,</p><p>Erkek :Herif, Bu gün :Böyün, Büyük :Böyük,</p><p>Kardeş :Birader, Donmak :Buymak, Dükkan :Bakkal,</p><p>Sandalye :Oturak, Döşemek :Yazmak, Leğen :İleğen,</p><p>Konuşmak :Sohbet, Makas :Sındı, Taksi :Araba,</p><p>Üflemek :Üfürmek, Rüya <img src="data:image/gif;base64,R0lGODlhAQABAIAAAAAAAP///yH5BAEAAAAALAAAAAABAAEAAAIBRAA7" class="smilie smilie--sprite smilie--sprite8" alt=":D" title="Big grin :D" loading="lazy" data-shortname=":D" />üş, </p><p> 5)Mutfak Kültürü :</p><p> Abdal mutfaklarında çoğunlukla yer ateşinde imal edilen başlıca ürünler :Baklava, Balık, Bulgur pilavı, Bülbül yuvası, Çeşitli çorbalar (Tarhana, Mercimek, Pirinç, Şehriye, Un), Çevirme, Güveç, Kemal paşa, Keşkek, Közleme, Kuru fasulye, Pirzola, Saç kavurma, Saraylı, Sütlaç, Şiş, Yahni, olarak sayılabilir.</p><p> 1.Tarhana çorbası :Kışlık olarak hazırlanan dövülmüş tarhana, ısıtılan su içine yağı, tuzu, acı biberi, sarımsak, az da olsa nohut, mercimek veya kuru fasulye ilave edilerek pişirilir. Sonra üzerine karabiber ekilerek sıcak halde (6) servis yapılır.</p><p>6)Atasözleri ve Deyimler :</p><p>-Abdaldan paşa, tahtadan maşa olmaz,</p><p>-Abdal ile dövüşmeyince kasnak başa geçmez,</p><p>-Abdalın sazı, Ak anamın (Nine-yenge) sözü,</p><p>-Abdalın dağarcığından ne çıkar,</p><p>-Abdalın bir ekmeği var, ha karnında, ha koynunda,</p><p>-Abdalın korkağı, taşın büyüğüne sarılır,</p><p>-Abdala da sıtıra (sevimlilik) gerek,</p><p>-Abdal Horasan’ı geçti, sen Tarikat arıyorsun,</p><p>-Abdal düğünden, çocuk oyundan usanmaz,</p><p>-Abdalın karnı doyunca, gözü yolda olur.</p><p>-Asil azmaz, bal kokmaz, kokarsa ayran kokar, cinsi ottan (1,6,11,12,13) gelir.</p><p>7)Özel gün ve eğlenceler :</p><p> Düğün, bayram, nişan, asker uğurlamaları Vs. gibi özel gün ve eğlencelerde Abdallar, klarnet, davul, zurna, saz, cümbüş, tef gibi (6) müzik aletlerinin çalındığı coşkulu günlerinde, çeşitli zeybekler (Tavas, Kerim oğlu), Köroğlu, Sepetçi oğlu, Roman havaları, Horon-Halay, Teke zortlatması, Semah gibi halk oyunlarını kadın ve erkekler beraberce ve karışık olarak oynamaktadırlar. Ayrıca Deve ve Arap oyunu, Köçekçe, Eşek, kız kaçırma, Mahkeme-Kadı gibi köy seyirlik oyunları da en güzel şekilde icra edilmektedir.</p><p>8)Halk Hekimliği :</p><p> a)İnsan sağlığı :</p><p> 1.Çıban :Sabun rendelenerek, şekerle karıştırılıp yara üzerine bir bezle (6) sarılır. Ayrıca Kocabaş kasabasının altında Demir köprü civarında bulunan “Çıban pınarı”nın suyunda 1-2 defa banyo yapmak da şifa (14) vericidir.</p><p>2.Kabızlık :Bir fincan zeytin yağı veya çiçek yağı (11) içilir.</p><p>b)Hayvan sağlığı :</p><p>9)Batıl İnançlar :</p><p> (6,7,11,12,13,14)-Akşam ezanından sonra evden isteyenlere soğan, sarımsak, biber gibi acı şeyler verilmez ve evden bu maddeler dışarı çıkarılmaz.</p><p>-Ava giderken karşılaşılan kişi “Rast gele” demez ise o gün avın olmayacağına inanılarak geri dönülür.</p><p>-Baykuşun ötmesi, inançlarına göre “Hayra at” dediği için, hayra yorumlanır. Ayrıca acı haber getirdiğine inanılarak kovalanır.</p><p>-Çocuk yürümeye başladığında sürekli olarak düşerse, “Köstek kırma” adeti uygulanır. Bu bisküvi, tatlı, rakı, tavuk, sigara gibi maddeler gençlere verilerek aralarında yarışma yaptırılması işlemidir.</p><p>-Cuma günleri, Cuma namazı vakti geçinceye kadar, yaş ağaç kesilmez, her hangi bir işe gidilmez.</p><p>-İki komşu arasından kara kedinin geçmesi, iyiliğe yorumlanmaz,</p><p>-Süpürge evden dışarı verilmez ve çıkarılmaz,</p><p>-Tilkinin yolda görülmesi hayra alâmet sayılmaz,</p><p>-Yolda giderken bir yılanın görülmesi nasibin bol, işin düzenli ve uyumlu geçeceğine yorum yapılır,</p><p>-Yolda yürürken kaplumbağa görüldüğünde “Benim adım Fatma, bana siğil atma” denir.</p><p>-Yolda yürürken tavşanın yolu kesip geçmesi iyilik geleceğine işaret sayılır.</p><p>10)Maniler :</p><p> “Ankara’dan gelir kartal, “Mendil aldım, dürüden,</p><p>Kanatları yeri yırtar, Gurbet seni çürüden,</p><p>Süleyman Adlı’m, güvenme kendine, Gurbanlık koyun gibi,</p><p>Cemali Kantar, seni yırtar atar.”(11)Ayırdılar seni sürüden” (6)</p><p>11)Ninniler : </p><p> “Anneni çapaya yolladım,</p><p>Babanı çayıra yolladım,</p><p>Nenni bebeğim nenni'(12)</p><p>12)Fıkralar :</p><p> İki Abdal bir düğüne çalgı çalmaya gitmiş. Düğün sona erdiğinde hava kış, soğuk ve don olmuş. Bütün ısrarlara rağmen evlerine gitmek isteyen Abdallar’a havanın müsait olmadığı anlatıldı ise de yola devam etmekte bir mahsur görmeyen iki arkadaş bir müddet sonra ormanda tipiye yakalanmışlar. Görmüşler ki hava şartları yolda yürümeye uygun değil. Hemen arkadaşının aklına bir fikir gelmiş. Biri çalıp biri oynamak. Böylece yerlerinde ısınmış olacaklardı.</p><p>Biri bir çama, diğeri öteki çama dayanan Abdalın birisi zurnayı çalarken öbürü oynamaya başlamış. Bir süre sonra Zurna çalanın zurna delikleri üzerinde elleri olduğu halde donup kalmış. Diğeri de çama dayanmış duruyor. Ertesi gün oduna giden köylülerden birisi zurna çalarken ayakta donup kalan Abdalları görünce, zurnayı gümüş zannederek:</p><p>-Ulan arkadaş, sen bir garip çingenesin, ne arar ağzında gümüş zurna (7) demiş.</p><p>13)Şahıs isimleri :</p><p> Abdallar da Erkek doğan çocuklara :Abdurrahman, Abuzer, Ahmet, Ali, Arif, Azar, Bekir,Cafer, Cemal, Cemali, Dede, Durmuş, Gülbey, Hasan, Hasan Hüseyin, Hüdaverdi, Hüseyin, İsmail, İzzet, Kâmil, Kâzım, Mehmet, Kemal, Mehmet, Muhammet, Muharrem, Murat, Ramazan, Reşit, Safi, Salih, Sefer, Servet, Seyit Ali, Sezai, Sezgin, Sülo, Veli,Veysel, Kız doğan çocuklara da:Aliye, Ayşe, Fatma, Döne, Döndü, Dudu, Elif, Fadime, Güli, Hacer, Hanım Dudu, Hatice, Elif, Ismahan, Keziban, Sedef, Sultan, Vahide, Zeynep, gibi atadan ve dededen intikalen verile gelen (Osman, Bekir, Ömer, Ebubekir haricinde) isimler verilmektedir.</p><p>Sanat ve Meslek Hayatı :</p><p>Abdallar çeşitli sanat ve meslekler icra ederler. (1) Bilhassa erkeklerden bir kısmı davul-zurna (Çalgıcılık-Müziki şinaslık) çalar. Köçeklik, elekçilik, Sepetçilik yapmalarına karşılık bazılarının köylülerin saban, tırpan, orak, bel, nal gibi ziraat aletlerini imal ederek demircilik ve Nalbantlık yapanları da mevcuttur. Çiftçilikle iştigal edenleri çok azdır. Tarım işçiliği ile geçinenleri de bulunan Abdallar’ın bir kısmının sünnetçilik, kasaba ve köylerde dilencilik, gizli olarak da üfürükçülük, baş ağrısı, karın ağrısı, deri hastalıkları için halk hekimliği yaparak geçimlerini yaptıkları başlıca meslekleri (1) arasındadır. Ayrıca kulunç kırmak, kan almak da becerileri ve geçim kaynakları arasındadır.</p><p>Güney Anadolu’daki Abdallardan bir kısmı ki Tencili Abdalları, Kuyumculuk ve Cambazlık ile Kazancı Abdalları bakır kap-kacak yaparak, at cambazlığı (Hayvan tacirliği) ile geçimlerini temin ederler. Çok çalışkandırlar. Çocuklarını bir torba içinde veya iple bağlı olarak sırtlarında taşırlar.</p><p>Bazı Mensupları :</p><p>Ali Adlı, Ali Dilbaz, Cemal Şeşen, Fevzi Dönmez, Feyzullah Bilge, Garip Hüseyin, Haydar Alakuş, Haydar Arslan, Kemal Rehber, Mehmet Bilge, Mehmet Rehber, Nurullah Demir, Sefer Adıkatı, Servet Adlı, Sezai Şan, Süleyman Budak, Şeytan Ahmet, Veli Dilbaz, Veli Turan, </p><p>Yer adları :</p><p> Abdallar’la ilgili yer adları tespit edilebildiği ölçüde aşağıdaki (9,10) tabloda verilmiştir.</p><p>Yer adı : Nevi : İli : İlçesi : Eski adı :</p><p>Abdalata Köy Çorum Merkez -</p><p>Abdalbayezit “ Muş Bulanık -</p><p>Abdalcık “ Erzurum Aşkale -</p><p>Abdalhasan “ Kastamonu Taşköprü -</p><p>Abdalkolu “ Tokat Niksar -</p><p>Abdallı “ Sivas Şarkışla -</p><p>Abdalmezrası “ Van Erciş -</p><p>Abdaloğlu “ Sinop Gerze -</p><p>“ “ Sivas Kangal -</p><p>BARAK/ BARAKLI/ BARAKLAR :</p><p>Tanımı :</p><p>Bazı XV.Y. Yıl kaynaklarında Bayat boyuna bağlı olan Dulkadirli’lerin Cerîd oymağı içerisinde, bir oba olarak yer aldığı (16,26) belirtilen Baraklar bir boy olarak (4) bilinmektedir. Karalar boyi içinde de bir cemaatı bulunan olan Baraklar; “Barak, Baraklı, Baraklu, Baraklar” şeklinde de tanınmaktadırlar. </p><p>Tarihçe :</p><p>Güneydoğu Anadolu bölgesinde, Gaziantep, Kilis ve Nizip’in güneyi ile Suriye’nin bu yörelere yakın bazı sınır köylerinde yaşayan ve eski bir Türkmen boyi olan Baraklar, (3,26) 1520-1566 yılları arasında 1.Kanuni Sultan Süleyman dönemine ait tahrir defterlerinde Halep Türkmenleri arasında yaşadılar. Kendilerinin Horasan’dan gelmiş olduklarını kabul etmelerine karşın yapılan bazı yerel araştırmalarda bu (26) boyin Beydili boyi içerisinde yer aldığına ilişkin bilgilerde bulunmaktadır.</p><p>Zamanımızda toprağa sıkı sıkıya bağlı bulunan ve Sınırları doğuda Fırat nehrine kadar uzanan Barak’ların Horasan’dan Anadolu’ya gelişlerini ve orada yaşarlarken karşılaştıkları olayları hikâye eden, destan ve Türkülerle süslenmiş ilginç sözlü tarihleri de bulunmaktadır. (26) Bu kayıtlara göre Firuz Beyin önderliğinde Anadolu’ya gelen Baraklar, önce Yozgat yöresinde yurt tutmuşlar, daha sonra devletle araları açılınca Ş. Urfa yakınlarındaki “Colab” adıyla anılan yöreye göç etmişlerdir. Bu durumda Firuz Bey oymağın yarısını alarak Horasan’a geri dönünce, geride kalan Baraklar da Anadolu’nun muhtelif yörelerine dağılarak diğer Türk boyları arasında eridiler. 1688 yılında Bayındırlar ve diğer oymaklarla beraber Sivas bölgesinde, ekinleri yedirdikleri, evleri yaktıkları nedeniyle 1691 yılında Rakka’da iskânlarına karar verilen (5) Baraklar’dan ancak yoğun olarak yaşadıkları G.Antep yöresindeki yaşayanları asıl ve asaletlerini koruyarak adet ve geleneklerini muhafaza edebildiler. Bu gün Suriye sınırları içinde kalanlar ise büyük ölçüde (26) Araplaşmışlardır.</p><p>Bu oymağın bilinen Beyi, 1940 yıllarında, Nizip ilçesine bağlı Akça köyünde oturan (8) İdris Kahya’dır. Ekseriyeti Nizip’in güney taraflarına yerleşmiş olan Baraklar’ın bir kısmı da XV1.Y.yıl sonlarında Dinar ve Çivril yöresine “Barak” Bozdağ köyü çevresindeki “Çukur kuyu” mevkiine, konar-göçer gelerek yerleşmiş olup, bir bölüğü de halen (16) K. Maraş dolaylarındaki Nurhak dağı oymakları arasında bulunmaktadır. </p><p>Öte yandan 1729 yılında Rakka’da iskân olundukları yerden kaçarak Anadolu’nun muhtelif yerleri ile Sivas iline geldikleri nedeniyle, yeniden eski iskân bölgeleri olan Rakka’ya götürülmelerine karar (5,16) alınan Baraklar’ın 1764 yılında Halep’te 100 çadırlık mevcutları varken, oba halkı yazın Sivas’ta yazlarken, kışın da İran’da bulunan Şehri Zor dolaylarında kışlamaktaydılar. Çivril yöresinde yerleşik yaşamda hayatlarını sürdüren Baraklar’ın ise yaylakları Bulkaz dağının Belkuyu, Küp kuyu ve Anakız mevkileri ile kışlakları, batı Anadolu’da küçük topluluklar halinde meskun bulundukları köyleridir.</p><p>Etkinlikleri :</p><p>Bir çok Türkü ve deyişe konu olan “Ezo Gelin” Zöhre Bozgeyik (Oğuzeli ilçesinin Dokuz Yol köyünde kabri vardır) (1909-1956) de Baraklar’dandır.</p><p>Obaları :</p><p>Barak Oymağı obaları şöylece (8) sıralanabilir: Torunlu, Kürdili, Eseli, Tiryakili, Göğebakan, Ali İdrisli, Hacı Kasımlı, Mercanlı, Çok Şuruklu, Merzibalı, Çaprazlı, Karakozaklı.</p><p>Bulundukları Yerler :</p><p>(4, 9, 10, 27, 28, 29, 30) Anadolu dışında; Suriye’de (Rakka, Halep, Rumkale), İran’da (Horasan ve Şehri zor) da, Türkiye içinde ise: Adana, Afyon, Amasya, Ankara (10 Hane), Antalya, Aydın (5 Hane), Bursa, Çorum, Denizli, G.Antep, İstanbul (10 Hane), İzmir (70 Hane), K. Maraş, Kırşehir, Kilis, Konya (2 Hane), Kütahya, Nevşehir, Sivas, Ş. Urfa, Tokat, Yozgat, illeri ile Bayat, Çatalca, Çiçekdağı, Çivril, Dazkırı, Delice, Dinar, Hacıbektaş, Ilgın, Karaisalı, Kaş, Keles, Keskin, Nazilli (10 Hane), Nizip (Akçaköy), Sarıkaya, Selçuk (10 Hane), Tarsus, Taşova, ilçelerinde yaşamaktadırlar.</p><p>Denizli’deki yerleşimleri :</p><p>(31, 32, 33, 34) Denizli (Merkez ilçede 125 Hane), Çivril (ilçe merkezinde (10 Hane), Bozdağ köyünde 60 Hane), Ali Kurt köyünde (3 Hane) halinde yaşarlar.</p><p>Dinsel İnançları :</p><p>Baraklar da, Oymak ahlâkının tüm özellikleri görülür. Bir Baraklı için Ahlâk, Günah-Sevap esasına göre değil, Şerefli-Şerefsiz olduğuna göre anlam kazanır. Yüz yıllarca aralarında dini cemaatlerin bulunmasına rağmen bu lâik ahlâkta, tasavvufi ahlâkın izlerine rastlanılmaz. Asırlardır “Barak Dede” ve “Boz Geyikli” soyundan gelen dedelerin yılda bir kez köylere uğrayıp, kurban ve başka hediyeler toplamaları, Barakların Alevi olduğu izlenimlerini verirse de, kendileri bunu kabul (26) etmezler.</p><p>Baraklar da dinsel inançlar katı kurallarla sınırlı değildir. Bu nedenle din hayatına karşı oldukça kayıtsızdırlar. Alevi inançları tesirinde oldukları halde kendilerine sorulduğunda “Sünni/ Hanefi Mezhebinde” (27,29,32) olduklarını ifade ederler.</p><p>Kültürel Değerler :</p><p>1)Fizyonomileri :</p><p> Erkekler : Açık buğday renginde, ağıza yakın üçgenimsi dolgun burunlu, Yörük kafalı, elmacık kemikleri çıkık, geniş yüzlü, açık alınlı, çoğunluğu elâ ve açık kahverengi gözlü, Parmaklar uzun, eller dolgun, saçları ekseriyetle kumral, ayak numaraları 42-44 arasındadır. Gövde ile bacaklar birbirlerine uyumlu görünmesine rağmen, bacak kısmı biraz daha uzundur. Boyları 1.70-1.80 Cm., etine dolgun, az şişmandırlar.</p><p>Kadınlar :Kadınlar saçlarını kesmez ve bellerine kadar uzatarak 8-10 arasında örme yaparlar. Süslenmeleri yoktur.</p><p>2)Sosyal yaşam :</p><p> Görücü usulünde kurulan ve tek evlilik esasına dayanan aile birliğinde “Ataerkil” aile tipi uygulanmakta olup, aynı çatı altında yatılıp, aynı çanaktan yemek yenilmektedir. Sabırlı, sakin duruşlu, güçlü kuvvetli, haksızlık ve adaletsizliklere karşı tahammülsüz bir toplum olan Baraklar, namus ve iffette sabırsız, öfkeli ve muhafazakârdırlar. Hak ve hukuk mevhumlarına saygılı, kanun ve nizamlara bağlı, toplumun dışladığı, örf ve adetlere uyumsuz olayların görülmediği toplumda, ancak kendi problemlerini kendi aralarında çözüme kavuştururlar.</p><p>Büyük ve küçüklere karşı saygılı, hürmetli, sevecen bir topluluk olarak da tanınan Baraklar, sosyal yapıda kadın erkek eşit kurallar içinde yerlerini almış olan Barak kadınları, gelinlik halinde, düğün, bayram, nişan gibi özel günlerde ve şifa bulmak amacıyla ağrıları halinde; el, baş ve ayaklarına kına yakmaktadırlar. Eşlerine saygı, disiplin ve sevgi ile bağlı olan Baraklar da haneler karşılıklı sevgi ve saygıya dayalı olarak kurulmuş aile ocakları şeklinde düşünülmektedir.</p><p> Baraklar halen kapalı bir toplum olma özelliklerini muhafaza etmektedirler. (26) Buna rağmen Türk ahlâkını en iyi şekilde temsil ve muhafaza eden oymaklar arasında bulunan Baraklar da cömertlik, misafirperverlik ve yiğitlik çok önemli unsurlardandır. Bu nedenle misafire yapılan bir tecavüz, ev sahibine yapılmış sayılır. Bir yabancı, misafir olduğu evde her hangi bir nedenle öldürülürse, katil başka oymaktan olursa (3) kan davası güdülebilir.</p><p>3)Adet ve gelenekler :</p><p> 1.Keten kesme :</p></blockquote><p></p>
[QUOTE="ali_kockaya, post: 520779, member: 7396"] [b]Ynt: soy kütügünüz veya soy agacınızı biliyormusunuz.[/b] [color=red]BÖLGEMİZDE YAPILAN AKEDEMİK BİR ÇALIŞMADIR...[/color] Ç İ V R İ L V E Y Ö R E S İ N D E Y Ö R Ü K K Ü L T Ü R Ü Şükrü Tekin KAPTAN Araştırmacı-yazar Muratdede Mh.357.Sokak, Güvenç İş hanı K.7 No.154 Tel : 0.258.263 83 73, O.542. 622 16 76 –Denizli, Adlarına “Yörük-Türkmen” de denilen atalarımız Orta Asya’dan; kuraklık, Sığınacak yeni bir yurt, yaylak ve kışlak edinme geleneğini sürdürme, nüfus dengesinin sağlanması, askeri yapılanma, İslâmiyet’i yayma idealleri, savaş ve fetih yoluyla genişleme, otlak darlığı ve nihayet Kıpçak ve Moğol saldırıları gibi nedenlerle, Azerbaycan, Irak, İran ve Suriye üzerinden Anadolu’ya kalabalık gruplar halinde göç etmişler ve bu Yörüklerden bazı boy, oymak ve obalar X111. Asır sonlarına kadar Çivril bölgesine yerleştirilmişler veya iskân edilmişlerdir. Bu göçler Selçuklularla - Gazneliler arasında 23.Mayıs.1040 tarihinde yapılan Dandanakan savaşı ile 26.Ağustos.1071 tarihinde Selçuklular ile Bizanslılar arasında Malazgirt muharebesi ve nihayet 17.Eylül.1176 tarihinde Çivril yakınlarında Selçuklularla-Bizanslılar arasında yapılmış olan Miryakefalon savaşından sonra daha da yoğunluk kazanmıştır. Anadolu’ya geldiklerinde tamamen Müslümanlığı kabul etmiş bulunan ve beraberlerinde Orta Asya kültürleri ile manevi varlıklarını da getirmiş olan, Anadolu’da ve Rumeli’de göçebe hayatı yaşayan Türk oymak, boy ve obalarına verilen bir isim olan “Yörük” sözlük manasında “Yürümek” fiilinden türeyip “Yürüyen, sefere koşan çadır halkı” manası ile birlikte, daha sonraki dönemlerde “Bir yerde durmayıp, devamlı yer değiştiren, göçebe halk” anlamına da genel ad olmuştur. Mal varlıkları göçtükleri devrede: Koyun, Keçi, at sürüleri ile develerden oluşan, Anadolu’ya göç sırasında Moğol saldırı ve yağmaları ile mal ve canlarından büyük kayıplar vermelerine rağmen Anadolu’da Yörük birliğinin sağlanmasında, ve daha sonraki yıllarda Anadolu Beyliklerinin teşekkülünde de etkili olmuşlardır. X1V. Asrın sonlarına doğru Anadolu’nun hemen hemen her yöresine yayılmış olan söz konusu Türk boyleri (Yörük, Türkmen, Tatar) başlangıçta “Türkmen” daha sonraları da “Yörük” adını alanlarından bir kısmı bazen beylerinin, bazen de yerleştikleri bölge ve kentlerin adları ile anılmaya başlamışlardır. Yörükler Anadolu’da genellikle Orta, Güney ve Batı Anadolu’da yoğun olarak yaşamaktadırlar. Büyük topluluklar halinde yaşayan bu oba ve oymak halkları aralarında çeşitli kollara ayrılmışlar ve zaman içinde şüphesiz ki dağılanları da olmuştur. Yurdumuzun olduğu gibi, Denizli’nin de suyu, güneşi, yaylası ile doğal güzellikleri Yörükler için rağbet edilen zenginlikler arasındadır. Bu güzelliklere bir güzellik de katan koyunu, kuzusu, keçisi, sığırı, devesi ve kültürleri ile şüphesiz ki Yörüklerimiz olmuştur. İşte konumuzu teşkil eden “Çivril ve yöresinde Yörük kültürü”nü mahallen araştırmak ve incelemek üzere Sayın Çivril Kaymakamlığı’nın değerli destek ve yardımları ile Çivril ilçesine bağlı 58 köy ve kasaba ile ilçe hudutları içinde bulunan Akdağ ve Bulkaz dağlarının yaylalarında mahallen ve daha çok canlı kaynak araştırması yaparak konumuz kapsamındaki kültür ürünlerimizi görüp, 22 günlük çalışma süresi içinde tanıma fırsatını elde etmiş oldum. Kültürümüzün gerçek sahipleri olan, kışlakları, yaylakları, güzleleri ile belirli geliş-dönüş yolları içinde belirlenen bir düzende yaşayan söz konusu Yörüklerimizin suları ile yoğruldukları Akdağ’ın (Başalan, Eğerlik, Kabaçam, Kara çukur, Kartal Çimeği, Kıraç, Kızlar Oluğu, Kirezli, Kocayayla) ve Bulkaz dağının (Belkuyu, Gökbel) yaylasındaki çeşmeleri (Akça oluk, Ali Ağa, Arpa çukuru, Aşağı, Belkuyu, Bölük oğlu, Çal pınarı, Çamlı (Gökçe oluk), Erikli, Gökbel, Kuzoluk, Manasır, Satık Harım, Üç-Beş oluklu,Yunus oluğu), kuyuları (Belkuyu, Koca, Kör, Zeynep) gölgesinde esen rüzgârların hışıltılarını dinledikleri söğüt ve kavak ağaçlarını görüp, duygulanmamak mümkün değil. Elbette ki süre gelen yaşamımızın dünkü temsilcileri, yerleşme düzenine geçmekle hayat sürecinde belirli unsurları zaman içinde yitirmişler, kaybetmekle de kalmayarak, geçmişlerini 'Biz Yörük değil, Türküz' demek suretiyle küçümsemişlerdir. Hatta 'Şehirli-Köylü' veya “Dağ köylü-Ova köylü' deyimlerinin türemesine adeta yardımcı olmuşlardır. Araştırmalarımızı sürdürdüğümüz dönem içinde ve halen Çivril ilçesinde konumuza esas aldığımız ve daha ziyade 1695, 1712, 1716, 1741, 1842, 1860 yıllarında çoğunluğu Danişmetli ve Boz-Ulus topluluğundan olan Oymak ve cemaatlerin Çivril bölge ve çevresine iskân edilmeleriyle yoğunluk kazanan, 27 Oba, Oymak, boy ve Boy’u tanıma fırsatını bulmuş oldum. Amacım tarihe bir işaret taşı dikebilmek olduğuna göre; Tanımları, Tarihçeleri, Dinsel inançları, Kültürel değerleri, yer adları ve hatta bazı mensupları ile birlikte tatminkâr bir birikimle, geniş açılımla ve uzun bir dokümanla karşınıza çıkma hoşgörünüze sığınarak saygı ve sevgilerimi sunarım. Belirli başlıklar altında araştırıp, incelemeyi geleceğimize ışık tutmak, Çivril ilçesinin sosyal-kültürel ve folklorik yapısına katkıda bulunmak gayesiyle, alfabetik sıra dahilinde Çivril bölgesinde yerleşik 3 Boy, 4 boy, 3 Oymak ve 6 Oba hakkında gerekli tanıtım ve kültürel değerleri aşağıdaki kısımlarda etraflıca açıklanmıştır. ABDAL/ABDALLI/ ABDALOĞLU/ ABDALLAR : Tanımı : Çoğunlukla yerleşik, kısmen göçebe bir halde yaşayan kabilelerden birisidir. (1) Arapça da 1X.Y.Yıldan bu yana bir tasavvuf terimi olarak kullanılan “Abdal”;”Derviş ve Şahit” manalarına gelen “Bedil” kelimesindendir. Arapça’da Bedil’in çoğulu olan Farsça ve Türkçe’de tekil olarak, önce “Derviş” manasına, sonra Kalenderiye zümresine mensup “Serseri derviş” manasına kullanılmıştır. Ayrıca Türk Derleme Sözlüğünde, Anadolu’da: Abdal, Aptal =Çingene, davul-Zurna çalan, serseri, avare, tembel beceriksiz, deli, itibarsız, kul, köle, tamahkâr, aç gözlü, yaşlı adam (2) manalarına da kullanıldığı kayıtlıdır. Türkmen geleneğine göre, Kay’ın oğlu ve selefi Esen’den gelen 12 boydan birincisi Abdal’dır. (3) Damgası Ay olan Abdallar Bir boy (4) dirler. 24 Oğuz boyundan Çavundur boyuna bağlı bulunan Abdallar’ın Çepni boyları ile Tahtacı Oymağı içinde de “Abdal” oba ve cemaatlerine rastlanılmaktadır. Tarihçe : M.S.V. ve V1.Y.Yıllarda, Orta Asya tarihinde önemli bir rol oynayan Türk asıllı Eftalitler veya Akhunlar da “Abdal” adını taşırlar. 495-525 yıllarında Pencap sahasını işgal eden Eftalitler büyük bir İmparatorluk kurdularsa da 563-567 yıllarında, Sasaniler’in müttefiki olan GökTürkler tarafından dağıtıldılar. Afganistan’da Afganlaşan “Abdaliler” ile, İran, Türkistan ve Anadolu’da rastlanan göçebe veya yerleşik abdalların bu dağılmış Eftalitlerin veya Akhunların kalıntıları olması kuvvetli ihtimaller (3) arasındadır. Bunlar çoğu zaman, göçebe oldukları için, başka kökten gelen ve tesadüfen aynı adı taşıyan serseri dervişlerle, hatta çingenelerle karıştırılmışlardır. Safevi ' ler devrinde İran’da bulunan önemli Türk oymaklarından birinin adı olan bu oymağa “Şamlı” kabilesi arasında da rastlanılır. Türkmenistan’da Hazar ötesinde Türkmen kabileleri arasında bile Abdal isimli bir kabile mevcuttur. Güney, batı ve Orta Anadolu dağılış bölgeleri arasında bulunan Abdallar’ın bununla birlikte Antalya yöresi en yoğun oldukları bölgelerden birisidir. (1) Sayıları tüm Türkiye’de 40-50 000 dolaylarındadır. Soy olarak Türkmen’dirler. Halk bunları elek, sepet yapmaları ve göçebe olmaları bakımından “Çingene” adı ile tanımaktadırlar. Bu nedenle Abdallar’a güney Anadolu’da “Çingene”, Doğu ve kuzey Anadolu bölgesinde “Elekçi” Konya dolaylarında “Carcar” (1) adı verilmektedir. Abdallar kendilerini Kara Yağmur’un reisliği altındaki “Horasan Erenleri”, Güney ve Doğu Abdalları ise Oğuzlardan “Beydili” boyu ile beraber Anadolu’ya geldiklerini ifade ederler. Kayseri ve K. Maraş dolaylarında “Abdal Beğ” adlı bir obaları (5) da bulunan ve Çivril bölgesinde 1875 yılından bu yana yaşadıkları bilinen Abdallar, artık zamanımızda tamamen yerleşik düzene geçmişlerdir. Bir kısmı Kırkağaç ilçesinden 1843 yılında Denizli bölgesine gelip Kaklık yakınlarındaki Dereköy’e, daha sonra da 1940 yılında Kocabaş kasabasına meslekleri gereği yerleşmişlerdir. Etkinlikleri : Kaygusuz Abdal gibi “Abdal” lâkabını taşıyan bir çok değerli şairler yetiştiren topluluğun, güzide Türk Halk Müziği sanatçılarından Neşet Ertaş’ın da (6,7) bu cemaat mensubu bulunduğu belirtilir. Obaları : Abdallar bir çok oymak ve obalara ayrılmaktadırlar. Bunlar : Şöylece (8) sıralanabilir. 1.Fakçılar : boye av avlayan abdallardır. 2.Tencili Abdalı : Cambazlık, kuyumculuk, üfürükçülük yaparak geçinen abdallardır. 3.Beydili Abdalı : Türkmenlere yamak ve yardımcı olan Abdallardır. 4.Gurbet veya Cesis Abdalı : Sepetçi Abdallardır. (Geceleri lâmba yakmazlar, yazın çadırda yatmazlar.) 5.Karaduman Abdalları : Mısır’dan İbrahim Paşanın iskân için gönderdiği müzik ve raks heyetinin kalıntılarıdır. Bulundukları Yerler : (1,4,6,7,9,10,11,12,13,14)Yurdumuz dışında; Bulgaristan (Tatar pazarı), Suriye (Rakka), Romanya, Yunanistan da, Türkiye’de; Adana, Afyon (Gazlı göl, Uyanık, Sahip Ata köyleri), Akhisar, Akşehir, Ankara, Antalya (Zeytin köyü), Aşkale, Aydın (Merkez ilçe, Ilıca başı mahallesinde, Kocagül, Acarlar,Yeniköy köyleri), Ayvansaray, Balıkesir, Beyşehir, Biga, Bozdoğan, Bulanık, Büyük Çekmece, Çatalca, Çay (Uyanık köyü), Çivril, Çorlu, Çorum, Denizli, Dinar, Edirne, Erciş, Erzurum, Finike (Tunuslu köyü), G.Antep, Gemerek, Germencik, Gerze, Gölbaşı, Hayrabolu, Isparta (Gölbaşı, Göktaş köyleri), İçel, İncirliova, İpsala, İstanbul, K. Maraş, Kaman, Kangal, Karaman, Kasımpaşa, Kastamonu, Kayseri, Keşan, Kırkağaç, Kırklareli, Kırşehir, Konya, Konya, Köyceğiz, Kütahya, Lüleburgaz, Malkara, Manavgat, Manisa, Milas (Selimiye kasabası), Muş, Nazilli, Niksar, Ortaca, Osmaniye, Pınarhisar, Sandıklı, Serik, Seydişehir, Silifke, Silivri, Simav, Sinop, Sivas, Söke, Sultandağı, Sulu kule, Şarkışla, Tarsus, Taşköprü, Tekirdağ, Tokat, Uluborlu, Uşak (Merkez ilçe), Uzunköprü, Üsküdar, Van, Vize, Yeni bahçe, Yozgat, il ve ilçelerinde yaşamaktadırlar. Denizli’deki Yerleşimleri : (6,7,11,12,13,14) Denizli (Merkez ilçe Sevindik, Çamlık mahallelerinde (200 hane), Karakova (100 Hane), Güzelköy köylerinde), Çivril (Merkez ilçe (20 Hane), Işıklı kasabasında (150 Hane), Honaz (Kocabaş (200 Hane) kasabasında), Sarayköy (Merkez ilçe, Uyanık (215 Hane), Ada köylerinde) olarak yerleşik düzende yaşamaktadırlar. Dinsel İnançları : Genellikle Alevi olup, Mezhep itibariyle “Alevi-Câferi Sadık” (Ca’fer Es Sâdık H.80 (M.699-H.148/M.765) Mezhebindendirler. (7,14,15) Abdallar ile köy Bektaşileri, Çepniler ve Tahtacıların “Ayin-i Cem” leri hep birdir. Cem ayinleri ekseriyetle uzun kış geceleri ve bilhassa Zemherinin yirmi yedinci gecesi seçilir. (1) X1V.Asırda Anadolu’da sayıları artan ve tarihi kaynaklarda “Abdalan-ı Rum” (Anadolu Abdalları) diye anılan zümre, Sünni akidenin dışında, Alevilere yakın bir hüviyet taşırlar. Abdallar, Sofiyan erkânının adap ve şartlarından bahseden “Risale-i Şeyh Safiyüddin Erdebili” adlı yazma bir kitaptan başka “Menakib-i Evliya” denilen ve Erenler, Evliyalar hakkındaki bir çok mecmuaları kutsal tutarlar. Bunlardan “Hatayi-Şah İsmail, Abdal Musa ve Kaygusuz Abdal” tarafından söylenmiş Nefeslere, menkıbelere fazla yer verilerek iştiyakla söylenir. Bazıları Sünni/Hanefi mezhebinde olduklarını da (6) ifade etmektedirler. Kültürel Değerler : 1)Fizyonomileri : Erkekler :Çoğunlukla esmer yuvarlak yüzlü, buğday benizli olanları az, kavruk ve tıknaz vücutlu, kestane renginde ve azı siyah, kıvırcık saçlı, ortanın üzerinde 1.65- 1.70 Cm. boylarında, 80-90 Kg. ağırlıkta, ayak numaraları genelde 40-42 yi geçmez, göz renkleri elâ ve kahverengi olup mavi göze çok ender rastlanır, kulaklar dik olmayıp yüze gömük, elmacık kemikleri hafif çıkıntılı, kısa boyunlu, gömük çene, yayvan burun, açık alın,Yörük kafalı, geniş yüzlü, gövde ile vücut yapısı uyumludur. Kadınlar :Kadınlar saçlarını çoğunlukla topuğa ve az da bele kadar uzatarak 6-10 arasında örgü yaparlar. Gözleri koyu kahverengi, buğday tenli, boyları 1.60-1.65 civarında, saçları siyah, baş, el ve ayaklarına kına yakarlar. Eşlerine ve aile ocaklarına itaat, sadakat ve sevecenlikle bağlıdırlar. 2)Sosyal yaşam : Göçebe Türklere has Şaman geleneklerini devam ettiren Abdalların, İslâmlaştıktan sonra Arap ve Fars menşeli Kalenderiye Abdallarının örf ve adetlerini benimsemiş veya aksine, Kalenderilerin Türk menşeli Abdalların yaşayış tarzlarından bazı unsurlar almış olmaları mümkündür. Göçebe Abdallar, yılın muayyen mevsimlerinde değişik yerleri dolaşarak köy ve kent kıyılarında geçici olarak otururlar. Küfürbaz insanlardırlar. Abdallar Sünni köylüler ile karışmazlar. Sakindirler. Birbirlerinden kız alıp vermezler. Yaşayışları diğer Tahtacı, Çepni Alevilerinden daha harabatidirler. Bir çok kızları köy ağalarının evlerinde hizmetçilik yaparlar veya kapatma gibi yaşarlar. Kadınlarında örtünme yoktur. Erkeklerden kaçmazlar ve tutmak, Çrşı açıktırlar. (1) Afşar kadınlarının giyimlerine göre giyinmişlerdir. Görücü usulünde (Kaçarak evlenme daha fazladır) kurulan aile birliğinde tek evlilik esası cari olup, aynı çatı altında (Hatta birden fazla aile) oturulan, aynı çanaktan yenilip içilebilen ve erkek hâkimiyetine dayanan ataerkil bir aile tipi uygulanmaktadır. Aile ocağı; kesin kurallarla, sevgi, güven, itimat ve sadakat üzerine kurulmuş olup, önemli bir sebep görülmediği taktirde aile birliği boşanma ile sonuçlanmaz. Eşleriyle beraber çalışma ve müşterek hayat gereklerine kendilerini angaje etmiş bir toplum olan Abdallar, haksızlık ve adaletsizliklere karşı tahammülsüzdürler. Aslında sakin duruşlu, güler yüzlü, neşeli ve şen, hoş sohbet, ağır başlı, kanun ve nizamlara saygılı ve bağlı bir toplum olduklarını her halükârda belirtmektedirler. 3)Adet ve gelenekler : Başlık-Ağırlık alma adetleri bulunmayan Abdal toplumunda bazı adet ve gelenekler şöylece sıralanabilmektedir.(6,7,11,12,13,14) -Çocuklar doğumundan kısa bir süre geçtikten sonra tuzlama yapılır. -Düğünlerde kına gecesi günü, damadın avuç içine kına yakılır. -Muharrem ayında 12 gün oruç tutulur. Bu orucu tutanlardan bir kısmı sadece su içmez, yemek yer, diğer bir kısmı ise hiçbir şey yiyip içmez. Oruç: 24 saat sürelidir. Sahura kalkılmayıp, akşamdan “Ya Allah, ya Muhammet, Ya Ali” denilerek oruca niyet edilir. Oruçlu iken; tıraş olunmaz, et, yumurta, yoğurt gibi hayvansal gıdalar yenilmez, eşlerle yatılmaz, su içilmez (Su yerine genelde kahve içilir.), -Normal şartlar altında tüm çocukların sünnet edilme adetleri sürdürülmektedir. 1)Düğün Unu : Düğün sahibinin değirmene hediye olarak gönderdiği undur. Bu un değirmene girer girmez, değirmenin üstüne bir bayrak asılır ve düğüne katılacak köylünün unu bedava öğütülür, buna “Düğün unu” (8) denir. 2)Kına davarı : Kıza gönderilen kurbanın adına “Kına davarı” adı verilir. (8) Düğün sahibine hediye olarak gelen davarların ismine de “Kırgım davarı” denir. 3.Kına gecesi : Gelin alınmazdan bir gün önceki Cumartesi gecesi kız evinde yapılan eğlencedir. Bu eğlenceye oğlan evi saat:19.30-20.00 saatleri dolayında tüm davetlileriyle beraber davul-zurna eşliğinde, yanlarına yakılacak kına ile birlikte giderler. Saat 12.00 ye kadar kız evinde çeşitli halk oyunları oynanarak eğlenilir. Genelde roman havaları revaçtadır. Eğlencenin sonlarına doğru kadınlar meydanda toplanarak gelin kıza ve arkadaşlarına kına yakılır. Daha sonra oğlan evine dönüş yapılır. Bir süre sonra oğlan evinde çalgılı eğlenceler sürerken, kız evinden oğlan evine “Baskın” adı verilen 5-10 kızlı erkekli gençler gelin kızı damat evine ziyarete getirirler. Oğlan evi bu ziyaretçilere içki, tavuk, çerez gibi yiyecek ve hediyeler ikram (7) eder. 4)Dil-Lisan : Toplumda eğitim ve öğretim yüzdesi %90 civarında olup, Polis, Bankacı, Öğretmen, Avukat gibi bir çok kamu görevlilerinin bulunduğu, Abdallar’ın dilleri (1,7) Türkçe’dir. Seçilmiş bazı kelimeler aşağıda verilmiştir. Elma :Alma, Az :Accık, Ağabey :Abey, Gaga, Ağam, Nine :Ebe, Anahtar :Anaktar,Kilit, Baba :Boba, Abla :Aba, Bacı, Arkadaş :Arkıdeş, Akşam :A’şam, Banka :Banga, Buğday :Buydey, Merdiven :Merdimen, Sıkıntı :Bungunluk, Koca-Erkek :Len, Herif, Kadın-Eş :Hanım, Bakraç :Helke, Bakır, Ayakkabı :Babıç, Patlıcan :Badılcan, Fakir :Fukara, Garip,Cemaat :Cemat, Çanta :Çente, Çaput :Bez, Kaşık :Gaşık, Değirmen :Deyman, Misafir :Musafir Yemek :Aş, Yatak :Döşşek, Teyze :De’ze, Fotoğraf :Fotıraf, Resim,Zayıf :Kuru,Cılız, Komşu :Gonşu, Erzak :Azık, Tahta :Ta’ta, Lâstik :Rastik, Elbise :Dakım, Tabak :Çanak, Fare :Sıçan, Keme, Sağlam :Sa’lam, Şimdi :Hindi, Doktor :Dokdur, Bardak :Gupa, Tas, Küçük :Ufak, Otomobil :Tomafil, Pençere :Cam, Öksürük :Ö’sürük, Hapis :Mapuz, dam, Tuvalet :Helâ, Balkon :Hayat, Erkek :Herif, Bu gün :Böyün, Büyük :Böyük, Kardeş :Birader, Donmak :Buymak, Dükkan :Bakkal, Sandalye :Oturak, Döşemek :Yazmak, Leğen :İleğen, Konuşmak :Sohbet, Makas :Sındı, Taksi :Araba, Üflemek :Üfürmek, Rüya :Düş, 5)Mutfak Kültürü : Abdal mutfaklarında çoğunlukla yer ateşinde imal edilen başlıca ürünler :Baklava, Balık, Bulgur pilavı, Bülbül yuvası, Çeşitli çorbalar (Tarhana, Mercimek, Pirinç, Şehriye, Un), Çevirme, Güveç, Kemal paşa, Keşkek, Közleme, Kuru fasulye, Pirzola, Saç kavurma, Saraylı, Sütlaç, Şiş, Yahni, olarak sayılabilir. 1.Tarhana çorbası :Kışlık olarak hazırlanan dövülmüş tarhana, ısıtılan su içine yağı, tuzu, acı biberi, sarımsak, az da olsa nohut, mercimek veya kuru fasulye ilave edilerek pişirilir. Sonra üzerine karabiber ekilerek sıcak halde (6) servis yapılır. 6)Atasözleri ve Deyimler : -Abdaldan paşa, tahtadan maşa olmaz, -Abdal ile dövüşmeyince kasnak başa geçmez, -Abdalın sazı, Ak anamın (Nine-yenge) sözü, -Abdalın dağarcığından ne çıkar, -Abdalın bir ekmeği var, ha karnında, ha koynunda, -Abdalın korkağı, taşın büyüğüne sarılır, -Abdala da sıtıra (sevimlilik) gerek, -Abdal Horasan’ı geçti, sen Tarikat arıyorsun, -Abdal düğünden, çocuk oyundan usanmaz, -Abdalın karnı doyunca, gözü yolda olur. -Asil azmaz, bal kokmaz, kokarsa ayran kokar, cinsi ottan (1,6,11,12,13) gelir. 7)Özel gün ve eğlenceler : Düğün, bayram, nişan, asker uğurlamaları Vs. gibi özel gün ve eğlencelerde Abdallar, klarnet, davul, zurna, saz, cümbüş, tef gibi (6) müzik aletlerinin çalındığı coşkulu günlerinde, çeşitli zeybekler (Tavas, Kerim oğlu), Köroğlu, Sepetçi oğlu, Roman havaları, Horon-Halay, Teke zortlatması, Semah gibi halk oyunlarını kadın ve erkekler beraberce ve karışık olarak oynamaktadırlar. Ayrıca Deve ve Arap oyunu, Köçekçe, Eşek, kız kaçırma, Mahkeme-Kadı gibi köy seyirlik oyunları da en güzel şekilde icra edilmektedir. 8)Halk Hekimliği : a)İnsan sağlığı : 1.Çıban :Sabun rendelenerek, şekerle karıştırılıp yara üzerine bir bezle (6) sarılır. Ayrıca Kocabaş kasabasının altında Demir köprü civarında bulunan “Çıban pınarı”nın suyunda 1-2 defa banyo yapmak da şifa (14) vericidir. 2.Kabızlık :Bir fincan zeytin yağı veya çiçek yağı (11) içilir. b)Hayvan sağlığı : 9)Batıl İnançlar : (6,7,11,12,13,14)-Akşam ezanından sonra evden isteyenlere soğan, sarımsak, biber gibi acı şeyler verilmez ve evden bu maddeler dışarı çıkarılmaz. -Ava giderken karşılaşılan kişi “Rast gele” demez ise o gün avın olmayacağına inanılarak geri dönülür. -Baykuşun ötmesi, inançlarına göre “Hayra at” dediği için, hayra yorumlanır. Ayrıca acı haber getirdiğine inanılarak kovalanır. -Çocuk yürümeye başladığında sürekli olarak düşerse, “Köstek kırma” adeti uygulanır. Bu bisküvi, tatlı, rakı, tavuk, sigara gibi maddeler gençlere verilerek aralarında yarışma yaptırılması işlemidir. -Cuma günleri, Cuma namazı vakti geçinceye kadar, yaş ağaç kesilmez, her hangi bir işe gidilmez. -İki komşu arasından kara kedinin geçmesi, iyiliğe yorumlanmaz, -Süpürge evden dışarı verilmez ve çıkarılmaz, -Tilkinin yolda görülmesi hayra alâmet sayılmaz, -Yolda giderken bir yılanın görülmesi nasibin bol, işin düzenli ve uyumlu geçeceğine yorum yapılır, -Yolda yürürken kaplumbağa görüldüğünde “Benim adım Fatma, bana siğil atma” denir. -Yolda yürürken tavşanın yolu kesip geçmesi iyilik geleceğine işaret sayılır. 10)Maniler : “Ankara’dan gelir kartal, “Mendil aldım, dürüden, Kanatları yeri yırtar, Gurbet seni çürüden, Süleyman Adlı’m, güvenme kendine, Gurbanlık koyun gibi, Cemali Kantar, seni yırtar atar.”(11)Ayırdılar seni sürüden” (6) 11)Ninniler : “Anneni çapaya yolladım, Babanı çayıra yolladım, Nenni bebeğim nenni'(12) 12)Fıkralar : İki Abdal bir düğüne çalgı çalmaya gitmiş. Düğün sona erdiğinde hava kış, soğuk ve don olmuş. Bütün ısrarlara rağmen evlerine gitmek isteyen Abdallar’a havanın müsait olmadığı anlatıldı ise de yola devam etmekte bir mahsur görmeyen iki arkadaş bir müddet sonra ormanda tipiye yakalanmışlar. Görmüşler ki hava şartları yolda yürümeye uygun değil. Hemen arkadaşının aklına bir fikir gelmiş. Biri çalıp biri oynamak. Böylece yerlerinde ısınmış olacaklardı. Biri bir çama, diğeri öteki çama dayanan Abdalın birisi zurnayı çalarken öbürü oynamaya başlamış. Bir süre sonra Zurna çalanın zurna delikleri üzerinde elleri olduğu halde donup kalmış. Diğeri de çama dayanmış duruyor. Ertesi gün oduna giden köylülerden birisi zurna çalarken ayakta donup kalan Abdalları görünce, zurnayı gümüş zannederek: -Ulan arkadaş, sen bir garip çingenesin, ne arar ağzında gümüş zurna (7) demiş. 13)Şahıs isimleri : Abdallar da Erkek doğan çocuklara :Abdurrahman, Abuzer, Ahmet, Ali, Arif, Azar, Bekir,Cafer, Cemal, Cemali, Dede, Durmuş, Gülbey, Hasan, Hasan Hüseyin, Hüdaverdi, Hüseyin, İsmail, İzzet, Kâmil, Kâzım, Mehmet, Kemal, Mehmet, Muhammet, Muharrem, Murat, Ramazan, Reşit, Safi, Salih, Sefer, Servet, Seyit Ali, Sezai, Sezgin, Sülo, Veli,Veysel, Kız doğan çocuklara da:Aliye, Ayşe, Fatma, Döne, Döndü, Dudu, Elif, Fadime, Güli, Hacer, Hanım Dudu, Hatice, Elif, Ismahan, Keziban, Sedef, Sultan, Vahide, Zeynep, gibi atadan ve dededen intikalen verile gelen (Osman, Bekir, Ömer, Ebubekir haricinde) isimler verilmektedir. Sanat ve Meslek Hayatı : Abdallar çeşitli sanat ve meslekler icra ederler. (1) Bilhassa erkeklerden bir kısmı davul-zurna (Çalgıcılık-Müziki şinaslık) çalar. Köçeklik, elekçilik, Sepetçilik yapmalarına karşılık bazılarının köylülerin saban, tırpan, orak, bel, nal gibi ziraat aletlerini imal ederek demircilik ve Nalbantlık yapanları da mevcuttur. Çiftçilikle iştigal edenleri çok azdır. Tarım işçiliği ile geçinenleri de bulunan Abdallar’ın bir kısmının sünnetçilik, kasaba ve köylerde dilencilik, gizli olarak da üfürükçülük, baş ağrısı, karın ağrısı, deri hastalıkları için halk hekimliği yaparak geçimlerini yaptıkları başlıca meslekleri (1) arasındadır. Ayrıca kulunç kırmak, kan almak da becerileri ve geçim kaynakları arasındadır. Güney Anadolu’daki Abdallardan bir kısmı ki Tencili Abdalları, Kuyumculuk ve Cambazlık ile Kazancı Abdalları bakır kap-kacak yaparak, at cambazlığı (Hayvan tacirliği) ile geçimlerini temin ederler. Çok çalışkandırlar. Çocuklarını bir torba içinde veya iple bağlı olarak sırtlarında taşırlar. Bazı Mensupları : Ali Adlı, Ali Dilbaz, Cemal Şeşen, Fevzi Dönmez, Feyzullah Bilge, Garip Hüseyin, Haydar Alakuş, Haydar Arslan, Kemal Rehber, Mehmet Bilge, Mehmet Rehber, Nurullah Demir, Sefer Adıkatı, Servet Adlı, Sezai Şan, Süleyman Budak, Şeytan Ahmet, Veli Dilbaz, Veli Turan, Yer adları : Abdallar’la ilgili yer adları tespit edilebildiği ölçüde aşağıdaki (9,10) tabloda verilmiştir. Yer adı : Nevi : İli : İlçesi : Eski adı : Abdalata Köy Çorum Merkez - Abdalbayezit “ Muş Bulanık - Abdalcık “ Erzurum Aşkale - Abdalhasan “ Kastamonu Taşköprü - Abdalkolu “ Tokat Niksar - Abdallı “ Sivas Şarkışla - Abdalmezrası “ Van Erciş - Abdaloğlu “ Sinop Gerze - “ “ Sivas Kangal - BARAK/ BARAKLI/ BARAKLAR : Tanımı : Bazı XV.Y. Yıl kaynaklarında Bayat boyuna bağlı olan Dulkadirli’lerin Cerîd oymağı içerisinde, bir oba olarak yer aldığı (16,26) belirtilen Baraklar bir boy olarak (4) bilinmektedir. Karalar boyi içinde de bir cemaatı bulunan olan Baraklar; “Barak, Baraklı, Baraklu, Baraklar” şeklinde de tanınmaktadırlar. Tarihçe : Güneydoğu Anadolu bölgesinde, Gaziantep, Kilis ve Nizip’in güneyi ile Suriye’nin bu yörelere yakın bazı sınır köylerinde yaşayan ve eski bir Türkmen boyi olan Baraklar, (3,26) 1520-1566 yılları arasında 1.Kanuni Sultan Süleyman dönemine ait tahrir defterlerinde Halep Türkmenleri arasında yaşadılar. Kendilerinin Horasan’dan gelmiş olduklarını kabul etmelerine karşın yapılan bazı yerel araştırmalarda bu (26) boyin Beydili boyi içerisinde yer aldığına ilişkin bilgilerde bulunmaktadır. Zamanımızda toprağa sıkı sıkıya bağlı bulunan ve Sınırları doğuda Fırat nehrine kadar uzanan Barak’ların Horasan’dan Anadolu’ya gelişlerini ve orada yaşarlarken karşılaştıkları olayları hikâye eden, destan ve Türkülerle süslenmiş ilginç sözlü tarihleri de bulunmaktadır. (26) Bu kayıtlara göre Firuz Beyin önderliğinde Anadolu’ya gelen Baraklar, önce Yozgat yöresinde yurt tutmuşlar, daha sonra devletle araları açılınca Ş. Urfa yakınlarındaki “Colab” adıyla anılan yöreye göç etmişlerdir. Bu durumda Firuz Bey oymağın yarısını alarak Horasan’a geri dönünce, geride kalan Baraklar da Anadolu’nun muhtelif yörelerine dağılarak diğer Türk boyları arasında eridiler. 1688 yılında Bayındırlar ve diğer oymaklarla beraber Sivas bölgesinde, ekinleri yedirdikleri, evleri yaktıkları nedeniyle 1691 yılında Rakka’da iskânlarına karar verilen (5) Baraklar’dan ancak yoğun olarak yaşadıkları G.Antep yöresindeki yaşayanları asıl ve asaletlerini koruyarak adet ve geleneklerini muhafaza edebildiler. Bu gün Suriye sınırları içinde kalanlar ise büyük ölçüde (26) Araplaşmışlardır. Bu oymağın bilinen Beyi, 1940 yıllarında, Nizip ilçesine bağlı Akça köyünde oturan (8) İdris Kahya’dır. Ekseriyeti Nizip’in güney taraflarına yerleşmiş olan Baraklar’ın bir kısmı da XV1.Y.yıl sonlarında Dinar ve Çivril yöresine “Barak” Bozdağ köyü çevresindeki “Çukur kuyu” mevkiine, konar-göçer gelerek yerleşmiş olup, bir bölüğü de halen (16) K. Maraş dolaylarındaki Nurhak dağı oymakları arasında bulunmaktadır. Öte yandan 1729 yılında Rakka’da iskân olundukları yerden kaçarak Anadolu’nun muhtelif yerleri ile Sivas iline geldikleri nedeniyle, yeniden eski iskân bölgeleri olan Rakka’ya götürülmelerine karar (5,16) alınan Baraklar’ın 1764 yılında Halep’te 100 çadırlık mevcutları varken, oba halkı yazın Sivas’ta yazlarken, kışın da İran’da bulunan Şehri Zor dolaylarında kışlamaktaydılar. Çivril yöresinde yerleşik yaşamda hayatlarını sürdüren Baraklar’ın ise yaylakları Bulkaz dağının Belkuyu, Küp kuyu ve Anakız mevkileri ile kışlakları, batı Anadolu’da küçük topluluklar halinde meskun bulundukları köyleridir. Etkinlikleri : Bir çok Türkü ve deyişe konu olan “Ezo Gelin” Zöhre Bozgeyik (Oğuzeli ilçesinin Dokuz Yol köyünde kabri vardır) (1909-1956) de Baraklar’dandır. Obaları : Barak Oymağı obaları şöylece (8) sıralanabilir: Torunlu, Kürdili, Eseli, Tiryakili, Göğebakan, Ali İdrisli, Hacı Kasımlı, Mercanlı, Çok Şuruklu, Merzibalı, Çaprazlı, Karakozaklı. Bulundukları Yerler : (4, 9, 10, 27, 28, 29, 30) Anadolu dışında; Suriye’de (Rakka, Halep, Rumkale), İran’da (Horasan ve Şehri zor) da, Türkiye içinde ise: Adana, Afyon, Amasya, Ankara (10 Hane), Antalya, Aydın (5 Hane), Bursa, Çorum, Denizli, G.Antep, İstanbul (10 Hane), İzmir (70 Hane), K. Maraş, Kırşehir, Kilis, Konya (2 Hane), Kütahya, Nevşehir, Sivas, Ş. Urfa, Tokat, Yozgat, illeri ile Bayat, Çatalca, Çiçekdağı, Çivril, Dazkırı, Delice, Dinar, Hacıbektaş, Ilgın, Karaisalı, Kaş, Keles, Keskin, Nazilli (10 Hane), Nizip (Akçaköy), Sarıkaya, Selçuk (10 Hane), Tarsus, Taşova, ilçelerinde yaşamaktadırlar. Denizli’deki yerleşimleri : (31, 32, 33, 34) Denizli (Merkez ilçede 125 Hane), Çivril (ilçe merkezinde (10 Hane), Bozdağ köyünde 60 Hane), Ali Kurt köyünde (3 Hane) halinde yaşarlar. Dinsel İnançları : Baraklar da, Oymak ahlâkının tüm özellikleri görülür. Bir Baraklı için Ahlâk, Günah-Sevap esasına göre değil, Şerefli-Şerefsiz olduğuna göre anlam kazanır. Yüz yıllarca aralarında dini cemaatlerin bulunmasına rağmen bu lâik ahlâkta, tasavvufi ahlâkın izlerine rastlanılmaz. Asırlardır “Barak Dede” ve “Boz Geyikli” soyundan gelen dedelerin yılda bir kez köylere uğrayıp, kurban ve başka hediyeler toplamaları, Barakların Alevi olduğu izlenimlerini verirse de, kendileri bunu kabul (26) etmezler. Baraklar da dinsel inançlar katı kurallarla sınırlı değildir. Bu nedenle din hayatına karşı oldukça kayıtsızdırlar. Alevi inançları tesirinde oldukları halde kendilerine sorulduğunda “Sünni/ Hanefi Mezhebinde” (27,29,32) olduklarını ifade ederler. Kültürel Değerler : 1)Fizyonomileri : Erkekler : Açık buğday renginde, ağıza yakın üçgenimsi dolgun burunlu, Yörük kafalı, elmacık kemikleri çıkık, geniş yüzlü, açık alınlı, çoğunluğu elâ ve açık kahverengi gözlü, Parmaklar uzun, eller dolgun, saçları ekseriyetle kumral, ayak numaraları 42-44 arasındadır. Gövde ile bacaklar birbirlerine uyumlu görünmesine rağmen, bacak kısmı biraz daha uzundur. Boyları 1.70-1.80 Cm., etine dolgun, az şişmandırlar. Kadınlar :Kadınlar saçlarını kesmez ve bellerine kadar uzatarak 8-10 arasında örme yaparlar. Süslenmeleri yoktur. 2)Sosyal yaşam : Görücü usulünde kurulan ve tek evlilik esasına dayanan aile birliğinde “Ataerkil” aile tipi uygulanmakta olup, aynı çatı altında yatılıp, aynı çanaktan yemek yenilmektedir. Sabırlı, sakin duruşlu, güçlü kuvvetli, haksızlık ve adaletsizliklere karşı tahammülsüz bir toplum olan Baraklar, namus ve iffette sabırsız, öfkeli ve muhafazakârdırlar. Hak ve hukuk mevhumlarına saygılı, kanun ve nizamlara bağlı, toplumun dışladığı, örf ve adetlere uyumsuz olayların görülmediği toplumda, ancak kendi problemlerini kendi aralarında çözüme kavuştururlar. Büyük ve küçüklere karşı saygılı, hürmetli, sevecen bir topluluk olarak da tanınan Baraklar, sosyal yapıda kadın erkek eşit kurallar içinde yerlerini almış olan Barak kadınları, gelinlik halinde, düğün, bayram, nişan gibi özel günlerde ve şifa bulmak amacıyla ağrıları halinde; el, baş ve ayaklarına kına yakmaktadırlar. Eşlerine saygı, disiplin ve sevgi ile bağlı olan Baraklar da haneler karşılıklı sevgi ve saygıya dayalı olarak kurulmuş aile ocakları şeklinde düşünülmektedir. Baraklar halen kapalı bir toplum olma özelliklerini muhafaza etmektedirler. (26) Buna rağmen Türk ahlâkını en iyi şekilde temsil ve muhafaza eden oymaklar arasında bulunan Baraklar da cömertlik, misafirperverlik ve yiğitlik çok önemli unsurlardandır. Bu nedenle misafire yapılan bir tecavüz, ev sahibine yapılmış sayılır. Bir yabancı, misafir olduğu evde her hangi bir nedenle öldürülürse, katil başka oymaktan olursa (3) kan davası güdülebilir. 3)Adet ve gelenekler : 1.Keten kesme : [/QUOTE]
Alıntı ekle…
İnsan doğrulaması
Cevapla
FORUM
Çiftçilik Dışı Konular
Muhabbet - Geyik
soy kütügünüz veya soy agacınızı biliyormusunuz.
Bu site çerezler kullanır. Bu siteyi kullanmaya devam ederek çerez kullanımımızı kabul etmiş olursunuz.
Kabul
Daha fazla bilgi edin…
Üst
Alt