KURAKLIK, KABAYEM İHTİYACI

yaşanan kısmi kuraklık sebebiyle,
kabayem (saman), tahıl (arpa) üretiminde bir azalma olması muhtemel...
buna bağlı olarak, fiyat artışı da beklenir...
bu durumda, büyükbaş hayvanların, kaba yem (saman), arpa ihtiyacını,
pilanlarken, rasyonlarda / yemleme pilanlarında saman ve arpa miktarını
en az seviyede tutup, buradan doğacak açığın (kabayem ve enerji açığının),
mısır silajından karşılanması düşünülmeli...
bilindiği gibi (birinci ürün) mısır silajı, hem kaba yem hem kesif yem olarak,
düşünülebilir...
ikinci ürün olarak ekilecek, silajlık mısır, daha çok kaba yem ihtiyacını karşılamada,
kullanılır...
çiftçiler, hesap yaparken bu durumu dikkate almalı...

HAYVANCILIK YEM OLDU (biraz uzun yazı ama okumaya deger bilmediğimiz bir seymi tabiku hayır)

Hayvancılık giderinin yüzde 75’ini teşkil eden yemdeki artış, sadece bir yılda yüzde 100 seviyesine kadar tırmandı... Üretici feryat ederken sorumlular ise kulağını tıkamış ve sırtını dönmüş vaziyette
Yem fiyatlarına acilen müdahale edilerek üreticiye gerekli destek verilmezse Türkiye, süt ve et üretiminde büyük bir darbe yiyecek. Üreticiler artan yem maliyetlerinden dolayı ahır ve işletmesindeki hayvanlarına bakamayacak duruma geldi. Neredeyse haftalık gelen zamlar karşısında bırakın üreticinin kâr etmesini, maliyetlerini bile karşılayamayacak duruma geldi. Bu gidişata acilen müdahale edilmezse üretici resmen yem fiyatlarına yem edilecek!

TÜRKİYE, YEMDE YÜZDE 55 DIŞA BAĞIMLI​

Kuraklık yüzünden yaşanacak rekolte kaybından dolayı iç piyasada buğday ve arpa fiyatları yükselirken, diğer yandan artan döviz kurları da yem fiyatlarını sürekli artırıyor. Yem hammaddesinde Türkiye’nin yarı yarıya ithalata bağımlı olması yem fiyatlarının da döviz kurlarından bire bir etkilenmesine neden oluyor. Resmi rakamlara göre %45-50, dolaylı olarak %55-60 oranında dışa bağımlı olan karma yem sektörü, artan döviz kurundan direkt olarak etkileniyor.

DDGS %85 ve yüksek protein pamuk tohumu küspesinde %109 oranında bir yılda artış olduğu ortaya çıkıyor.

ARADA BÜYÜK BİR UÇURUM VAR, GİTTİKÇE DERİNLEŞİYOR​

Hayvancılık işletmelerinde giderlerin %70-75’ini besleme giderleri oluştururken, buna karşılık et/yem, süt/yem ve yem/yumurta paritesindeki düşüş üreticiyi ciddi anlamda tehdit ediyor. Yem fiyatları ile kırmızı et ve çiğ sütte parite artık işlemez hale geldi. Mevcut şartlarda üreticinin üretimini sürdürebilmesi için çiğ süt fiyatlarının 3,75 TL, kırmızı et karkas kesim fiyatlarının ise 65 TL seviyesinde olması gerekiyor. Ancak en son Ulusal Süt Konseyi tarafından çiğ süt fiyatları 2,90 TL olarak açıklanırken, kırmızı ette karkas kesim fiyatları ise ESK tarafından 36 TL olarak uygulanıyor.
Geçtiğimiz yıl 70 ile 80 lira arasında değişen yem fiyatları bu yıl 130 lirayı aştı. 2020 yılında 80 liradan başlayan fiyatlarla alınan 50 kilogram yem, bu yıl 143 liradan alınıyor. Bazı noktalarda bu fiyatlar 200 liraya kadar ulaşıyor.

hayvancilik-yem-oldu-3.jpg
, arpa alım fiyatlarını 1.750 TL olarak açıklarken, bu alım fiyatlarına TMO’nun dışındaki kurumların da uyacağını belirtmişti.

Ancak TMO’nun açıkladığı alım fiyatlarının piyasada hiçbir karşılığı olmazken, Tarım Kredi Kooperatifleri bile ortaklarından alacağı arpa alım fiyatlarını 2.300 TL olarak açıkladı. Bu durum sahada yaşanan büyük krizi gözler önüne sererken arpa ve yem fiyatlarının ülke hayvancılığını da nasıl tehdit ettiğini ortaya koydu.



ZAMLAR DURDURULAMIYOR... PİYASANIN KONTROLÜ KAYBEDİLDİ​

Gazetemize konuşan ziraat mühendisi Süleyman Hartavioğlu, “Döviz kurunun yükselmesi, emtia fiyatlarının son 9 yılın zirvesini bulması ve her yıl geçici çözüm olarak görülen ithalat maliyetlerinin yükselmesi piyasanın kontrolünü kaybettirdi. Haliyle yem sektörü ihtiyacı olan ham madde tedariki konusunda sıkıntı yaşamaya başladı. Bu da fiyatlara yansıdı. Son yıllarda hayvan sayısındaki artış ve düşen yem bitkileri ekim alanları, fiyatları durduramaz hale getirdi” ifadelerini kullandı.



Bu yıl kuraklık da büyük sorun!​

Kuraklık ve döviz kurlarının sürekli yükselmesi hayvancılıkta üretimi neredeyse imkânsız hale getirdi. Kuraklıktan dolayı arpa, buğday fiyatlarının da üstüne çıkarak 2.800 liradan satılırken döviz kurlarının yükselmesinden dolayı da fabrika yemleri günlük zamlanıyor. Artan yem fiyatları karşısında çiğ sütün 3,75 TL, kırmızı ette karkas kesimin ise 65 TL’de olması gerekirken resmi çiğ süt fiyatları 2,90 lira, karkas kesim fiyatı ise 36 lirada bulunuyor.

Geçmişte yem fiyatlarına aylık zam yapılırken, son dönemde artık günlük zam geliyor. Hayvancılığın en önemli girdisi yem fiyatları olmasına rağmen üretici ürettiği sütünü Gıda Komitesi’nin telkinleriyle Ulusal Süt Konseyi tarafından belirlenen fiyata bile satamıyor. En son çiğ süt fiyatları 2,90 TL olarak açıklanırken, süt sanayicisinin baskılarıyla üretici sütünü 2,80 liraya ancak satabiliyor.

BU ŞARTLARDA ÜRETİCİ ÜRETİMİNİ DEVAM ETTİREMEZ”​

Türkiye Süt Üreticileri Merkez Birliği Başkanı Tevfik Keskin, yem fiyatları karşısında süt üreticisinin artık dayanacak gücünün kalmadığını belirterek, hükümetin acilen bu fiyatlara müdahale etmesini istedi. 1 kg sütün üretim maliyetinin 3,13 lira olduğunu ancak üreticinin sütünü Ulusal Süt Konseyi tarafından belirlenen 2,90 liraya bile satamadığına dikkat çeken Keskin, “Bu şartlar altında üretimin sürdürülmesi mümkün değil. Acilen hem yem fiyatlarına hem de süt fiyatlarına müdahale edilmesi gerekiyor. Bu zor dönemde üreticinin elinden ucuz süt almak isteyen sanayiciye biz de artık süt vermeyeceğiz” açıklamasında bulundu.


AÇIKLANAN ALIM FİYATLARINA TARIM KREDİ BİLE UYMADI​

Hububat taban fiyatları geçen yıla göre yüzde 36 artışla buğdayda 2.250 TL, arpada ise 1.750 TL alım fiyatı açıklanırken, sözde yüksek açıklandığı belirtilen TMO’nun alım fiyatlarının piyasada hiçbir karşılığı olmadı. Borsalarda buğday fiyatları 2.700 TL’ye kadar çıkarken, arpa fiyatları ise aldı başını gitti. Borsalarda arpa fiyatları 2.800 TL’ye kadar çıkarken, Tarım Kredi Kooperatifleri bile Cumhurbaşkanı Erdoğan tarafından açıklanan alım fiyatlarının çok üstünde bir fiyatla ortaklarından arpa almaya başladı. Tarım Kredi Kooperatifleri, sosyal medya hesaplarından yaptığı duyuru ile arpayı 2.300 TL’den alacağını duyurdu. Bu durum yem piyasasında yaşanan krizin boyutunu gözler önüne serdi.



FİYATLAR NEDEN YÜKSELİYOR?​

Yaşanan kuraklık bu yıl arpa ve buğdayda ciddi bir rekolte kaybına neden olurken, bu durum iç piyasada fiyatların açıklanan alım fiyatlarının çok üstünde seyretmesine neden oldu. Tarım ve Orman Bakanlığı yaşanan kuraklığa günlerce sessiz kalırken, hasatla birlikte kuraklığın acı faturası da giderek ağırlaştı. Kuraklığın başlangıçta sadece kuru tarım yapılan alanlarda, sınırlı bir kesimde etkili olduğu ve ciddi bir rekolte kaybına neden olmayacağı belirtilmesine rağmen gelinen noktada durumun hiç de öyle olmadığı ortaya çıktı.



BAKANLIK BUĞDAYDAKİ KAYBI 1 MİLYON TON BEKLİYORDU​

Kuraklık tehlikesi kendisini göstere göstere gelmesine rağmen Tarım ve Orman Bakanlığı, çiftçinin sahadaki çığlığını haftalarca duymazdan gelmişti. Kuraklığın Güneydoğu Anadolu Bölgesi’nde belirli illerde etkili olduğu ve yaklaşık 1 milyon ton gibi bir rekolte kaybına neden olacağı açıklanırken, gelinen noktada buğdaydaki rekolte kaybının 5 milyon tona kadar çıkabileceğini artık herkes kabullenmiş durumda. Diğer yandan arpadaki rekolte kaybı hiçbir şekilde konuşulmazken, kuraklıkta en büyük ürün kaybı arpada yaşanacak. Geçen yıla göre arpadaki rekolte kaybının yüzde 50’leri bulacağı kesinleşmiş gibi. Geçen yıl arpa rekoltesi yaklaşık 8 milyon ton olarak gerçekleşirken, bu yıl kuraklıktan dolayı rekoltenin 5 milyon tonun altına düşmesi bekleniyor.



TÜRKİYE YEMDE YÜZDE 55 DIŞA BAĞIMLI​

Kuraklıktan dolayı yaşanacak rekolte kaybından dolayı içi piyasada buğday ve arpa fiyatları yükselirken, artan döviz kurları da yem fiyatlarını sürekli artırıyor. Yem hammaddesinde Türkiye’nin yarı yarıya ithalata bağımlı olması yem fiyatlarının da döviz kurlarından bire bir etkilenmesine neden oluyor. Resmi rakamlara göre %45-50, dolaylı olarak %55-60 oranında dışa bağımlı olan karma yem sektörü artan döviz kurundan direkt olarak etkileniyor.



DÖVİZ ARTTIKÇA YEM FİYATLARI ZAMLANIYOR​

Besi yemleri, süt yemleri, etlik piliç ve yumurta yemlerinin imalatında en çok kullanılan ve en çok ithal edilen hammaddelerin son 5 yıldaki ortalama birim fiyatları incelendiğinde birim fiyatlardaki artışın en büyük nedeninin döviz kurundaki artış olduğu açıkça görülüyor. 2021 Haziran ayındaki hammadde fiyatlarındaki artış bir önceki yıla göre mukayese edilecek olursa; bir yılda mısırda %108, arpada %100, soya küspesinde %60, buğday kepeğinde ise %91 artış olduğu görülüyor. Yine 2021 Haziran ayındaki karma yem fiyatlarındaki artış bir önceki yıla göre karşılaştırıldığında besi yemlerinde %66,5, süt yemlerinde %72, yumurta yemlerinde %84 ve etlik piliç yemlerinde %77,5 oranında artış olduğu görülüyor.



ARADA BÜYÜK BİR UÇURUM VAR!​

Hayvancılık işletmelerinde giderlerin %70-75’ini besleme giderleri oluştururken, buna karşılık et/yem, süt/yem ve yem/yumurta paritesindeki düşüş üreticiyi ciddi anlamda tehdit ediyor. Yem fiyatları ile kırmızı et ve çiğ sütte parite artık işlemez hale geldi. Mevcut şartlarda üreticinin üretimini sürdürebilmesi için çiğ süt fiyatlarının 3,75 TL, kırmızı et karkas kesim fiyatlarının ise 65 TL seviyesinde olması gerekiyor. Ancak en son Ulusal Süt Konseyi tarafından çiğ süt fiyatları 2,90 TL olarak açıklanırken, kırmızı ette karkas kesim fiyatları ise ESK tarafından 36 TL olarak uygulanıyor.

YEM FİYATLARI İKİYE KATLANDI​

Gazetemize konuşan ziraat mühendisi Süleyman Hartavioğlu, “Yem fiyatlarındaki artışı içerideki ve dışarıdaki faktörler göz önünde bulundurarak yorumlamak lazım. Kuraklık nedeniyle beklentinin altında kalan verim ve artan temel girdi maliyetleri yem fiyatlarının bir yıl içerisinde yüzde 60-70 civarında artmasına neden oldu. Öngörüsüzlük, plansızlık ve üretici ile ilgilenilmemesiyle birlikte fiyatların sadece fabrikaların kontrolüne bırakılması da fiyatların artmasında etkili oldu” dedi. Hartavioğlu, “Döviz kurunun yükselmesi, emtia fiyatlarının son 9 yılın zirvesini bulması ve her yıl geçici çözüm olarak görülen ithalat maliyetlerinin yükselmesi piyasanın kontrolünü kaybettirdi. Haliyle yem sektörü, ihtiyacı olan hammadde tedariki konusunda sıkıntı yaşamaya başladı. Bu da fiyatlara yansıdı. Son yıllarda hayvan sayısındaki artış ve düşen yem bitkileri ekim alanları da fiyatları durduramaz hale getirdi” ifadelerini kullandı. Geçtiğimiz yıl 70 ile 80 lira arasında değişen yem fiyatları bu yıl 130 lirayı aştı. 2020 yılında 80 liradan başlayan fiyatlarla alınan 50 kilogram yem, bu yıl 143 liradan alınıyor. Bazı noktalarda bu fiyatlar 200 liraya kadar ulaşıyor.

Köyde Garajda unutulmus veya ihmal yüzünden traktör muayenesini yaptırmayanlara müjde

Yeni düzenlemeye göre, araç muayenesini 1 yıl geciktirmiş bir otomobil sahibi, 205,08 TL gecikme cezası yerine yaklaşık 14,36 TL ödeyecek. 5 yıl muayeneye gelmeyen bir ticari aracın ödeyeceği gecikme bedeli ise 1.062,71 TL yerine 74,68 TL olacak.

MUAYENE GECİKME SÜRELERİ İÇİN BİR SINIR YOK

Milliyet’in haberine göre; 31 Aralık 2021'e kadar geçerli yeni düzenlemenin tüm araç tipleri için geçerli olduğunu açıklayan TÜVTÜRK, gecikme süreleri için de bir sınır olmadığını duyurdu. Buna göre, düzenlemeden muayenesi 1 ay geciken araçlar gibi 5 veya 10 yıldır muayeneye gelmeyen araçlar da faydalanabiliyor.

Öte yandan, araç muayene işleminin gerçekleştirilmesi için araç sahiplerinin Motorlu Taşıtlar Vergisi (MTV), trafik para cezası veya otoyol geçiş borcu da bulunmaması gerekiyor.

Yeni düzenlemeyle sadece araç muayene gecikme ücretlerine değil, söz konusu diğer borçların gecikmelerine de önemli indirim imkanı getirildi. Böylece yapılandırmadan faydalanan ve bu borçları nedeniyle uzun süre aracını muayeneye ettiremeyen araç sahipleri için önemli bir imkan doğuyor.

Her bir taşıt için MTV, taşıta ilişkin idari para cezaları ile geçiş ücretinin en az yüzde 10'unun ödenmesi şartıyla taksit ödeme süresince fenni muayene izni verilecek.

Araç muayene hizmeti randevularının www.tuvturk.com.tr internet sitesinden, "0 850 222 88 88" numaralı çağrı merkezinden ve e-devlet üzerinden tüm araç sahiplerine ücretsiz olarak verildiği belirtildi.

Yaylı Ara Çapa Tecrübeleriniz

Selamlar Trakkulüp ailesi.

Geçen gün ilk defa ara çapa çektim,6 sıralıydı. Zaten mibzerde 6'lı mibzer ekmişti. Benim gibi tecrübesizler için tavsiyeler:

Eğer tarlanın yastıkbaşları sadece 1 sıra olarak ekildiyse mutlaka tarlanın boylamasına 2 kenardaki sırayı boş bırakın. Böylece tarla bittiğinde tarlanın etrafında 1 tam 1 turluk çekilmedik yer kalacak. Yastıkbaşına girince, başladığınız yere geri döneceksiniz. Eğer tarlaya en kenardaki sıradan başlarsanız tıpkı pulluktaki gibi yastıkbaşlarından geri geri çıkmanız veya traktörü çevirip tekrar başladığınız yere boş gitmeniz gerekir. Ben bunu ilaçlama yaparken de uygulamaya çalışırım.

Mibzerci yastıkbaşlarını git-gel şeklinde 2 mibzer ağzı ektiyse kenarda boşluk bırakmaya gerek yok çünkü zaten gittiğiniz sıranın yanından, başladığınız yere tekrar gelirsiniz.

Bir boş bir dolu çekmek kolay oluyor. Tabi resimde öyle görünmüyor çünkü bir kaç tane boş sıra olunca tekrar içe doğru dönmüştüm. Ama yeni başlayacaklar bu şekilde yapmasın, ben deneme yapıyordum, hangisi kolaya geliyor diye. Kolaya gelen şu: tarlaya başladığınız sıradan itibaren hep bir boş bir dolu gitmek, arada biriken BOŞLARI YAPMAMAK.

Tabi kimisi bir boş bir dolu yapmak istemez çünkü sıra sayma derdi var. Ama bununda çözümünü buldum. Mibzer 6'lı olduğu için eken traktörün izlerine, çapayı çeken traktör aynı şekilde oturuyor zaten. Sıra saymaya hiç gerek yok. Ha oturtmazsaniz da mibzerin arkasına göre gitmezseniz ne olur? Herkes GPS kalitesinde ekim yapmadığı ve markör izlerini iyi takip etmediği için farklı sıra aralarına girince illaki bazı sıraları kesiyor.

Sıra arasına girdikten sonra sağ tekeri ASLA takip etmeyin. Çünkü siz sadece sağ tekere bakarak tekerleri tam ortalı zannediyor olsanız da öyle olmuyor. Ben Tümosanın kasasının orta kısmında olan, bir karış kalınlığında, uzunlamasına giden kolon gibi çıkıntıyı sıra arasına ortalayak çektim. Kasanın en ucunda balık yüzgeci olan traktörlerde daha da kolay ortalanacaktır. Bu şekilde sağ tekeri hedef alan babama göre 2 vites hızlı gittim. Öğle yemeği molasında tümoyu bana vermişti, dönene kadar 20 dekarı bitirdim. Gelince şaşırdı nasıl bu kadar hızlı bitirdin diye. Ona da kasayı hedef almasini söyledim. O da öncekine göre 1 vites hızlandı ve eskisi gibi sıraları kestirmedi. Zaten hız artışı ile otların daha fazla zarar görmesi bilimsel olarak kanıtlanmış bir olay. Hatta John Deere sırf bunun için bir teknoloji geliştirmiş. Yarın video linkini eklerim.

Hadi bakalım biraz da bu işin ustaları yazsın ?

20210608_125348.jpg


20210608_113414.jpg

TARIMA DAYALI İHTİSAS ORGANİZE SANAYİ BÖLGELERİNİN KIRSALA ETKİLERİ

TARIMA DAYALI İHTİSAS ORGANİZE SANAYİ BÖLGELERİNİN KIRSALA ETKİLERİ​

Tarıma dayalı organize sanayi bölgeleri moda gibi yayılıyor. Bu bölgelerin tarıma, kırsala etkileri, ne kadar başarılı olacağı, faaliyet gösterecekleri bölgenin sosyo ekonomik yapısına olumlu veya olumsuz etkilerini önümüzdeki yıllarda göreceğiz. Umarız, ülke kırsalı tesis çöplüğüne dönüşmez.
Yazar
Ali Ekber Yıldırım
-
0:02 | 02 Haziran 2021


tdsob-696x324.jpg


Tarıma dayalı ihtisas organize sanayi bölgeleri yaklaşık 20 yıldır ülkenin gündeminde. İlk olarak 2005 yılında o dönemki adıyla Tarım ve Köyişleri Bakanlığı ile Sanayi ve Ticaret Bakanlığı arasında bir protokol imzalandı. Bu protokol çerçevesinde Diyarbakır’da tarıma dayalı besi organize sanayi bölgesi kurulması öngörüyordu. Mevzuat tartışmaları nedeniyle protokolün imzalanmasından 4 yıl sonra bölgede ilk temel atıldı.
Sonrasında, Amasya-Suluova, Ankara-Çubuk, Gaziantep-Oğuzeli, Eskişehir-Beylikova Tarıma Dayalı İhtisas Besi Organize Sanayi Bölgesi kuruldu. Daha sonra Denizli-Sarayköy ile Ağrı-Diyadin’de ilk jeotermal kaynakla ısıtılan seracılık tarıma dayalı organze sanayi bölgeleri kuruldu. Yalova’da tarıma dayalı çiçekçilik organize sanayi bölgesi ile yeni bir sektör eklenmiş oldu.
Tarım ve Orman Bakanlığı’nın son verilerine göre, ülke genelinde tarıma dayalı organize sanayi bölgesi proje sayısı 50’ye ulaştı. Bunlardan 20’si Ege Bölgesi’nde. Diyarbakır, Amasya, Ankara, Gaziantep’te başlasa da bu işin lokomotifi Ege Bölgesi oldu.

Tarımda moda yatırımlar​

Tarım konusundaki yatırımlar daha önce de yazdığımız gibi Türkiye’de bazen “moda” gibi yayılıyor. Bir zamanlar deve kuşu yumurtası üretmek modaydı. Sonra nar dikimi moda oldu. Dağ taş her yere nar dikildi. Üretim planlaması yapılmadan, ülkenin ihtiyacı ve ihracat olanakları gözetilmeden dikilen nar ağaçları bir süre sonra söküldü.
Hayvancılıkta da yakın zamanda “Saanen keçisi ” modası yaşandı. Bilen bilmeyen bir çok kişi fizibilite çalışması bile yapmaya gerek duymadan keçi yetiştiriciliğine yatırım yaptı. Koyunla keçiyi bir birinden ayıramayanların gazına gelerek yatırım yapanların çoğu zarar etti. Bugün o yatırımcılardan geriye çok az sayıda yetiştirici kaldı. Fizibilitesini yapan, işini doğru yapanlar bile bu yanlış yatırım furyasından zarar gördü.
Son yıllarda serada muz yetiştiriciliği yine moda gibi yayılıyor. Ülkenin bir çok yerinde muz yetiştiriliyor. Üretim artıkça tüketim de artıyor. Ancak, planlı olarak yapılmazsa ülke muz serası çöplüğüne dönebileceği uzmanlar ve yetkililer tarafından dile getiriliyor.
Moda gibi yayılan faaliyetlerden birisi de tarıma dayalı organize sanayi bölgeleri. Tarım Bakanlığının desteği, valiliklerin öncülüğünde, odalar, borsalar, “Tarıma Dayalı İhtisas Organize Sanayi Bölgesi(TDİOSB)” kurmak için adeta yarışıyor. Sanki bir merkezden talimat verilmiş ve herkes tarıma dayalı organize sanayi bölgesi kurmak zorundaymış gibi bir yarış var.

Seracılıkta jeotermal kaynağın önemi​

Tarıma dayalı ihtisas organize sanayi bölgeleri, genellikle Hazine’ye ait arazilere veya mera alanlarına kuruluyor. Belirlenen alanın ihtisas organize sanayi bölgesine uygun olup olmadığı, seçilen yatırım konusunun bölgeye uygun olup olmadığı, üretim olanakları, pazarlama koşulları, ihracat gibi konular genellikle göz ardı ediliyor.
Örneğin seracılıkta üretim maliyetinin yaklaşık yüzde 40’ını ısıtma gideri oluşturuyor. Bölgeye ve iklime bağlı olarak bu maliyet yüzde 60’a kadar çıkıyor. Jeotermal ısıtma bu nedenle çok önemli bir avantaj. Jeotermal kaynak olmayan bir yerde tarıma dayalı sera organize sanayi bölgesi kurmanın ekonomik olmadığı bilinmesi gerekiyor.
İzmir Dikili’de ülkenin en büyük seraları faaliyet gösteriyor. Jeotermal ısıtmalı seraların olduğu bu bölgeye tarıma dayalı sera organize bölgesi kuruluyor. Bölgenin jeotermal kaynağı mevcut seralarla yeni kurulacak seraları ısıtmaya yetecek mi? Kaç yıllık rezerv olduğu biliniyor mu? Bu sorulara mutlaka yanıt aranması gerekiyor.

OSB’nin ana fikri tarım alanlarını korumaktı​

Türkiye’de ilk organize sanayi bölgelerinin kuruluşu 1960’lı yılların başına dayanır. Planlı ekonomiye geçerken bir yandan da planlı sanayi için organize sanayi bölgeleri kurulmaya başlanır. İlk örneği Dünya Bankası kredisi ile 1961’de kurulan Bursa Organize Sanayi Bölgesi’dir.
Bu bölgeler kurulurken temel amaçlardan birisi de tarımsal alanlara rastgele fabrika,sanayi tesisi kurulmasını önlemek yani tarımsal alanları korumaktır. Fakat bugün tarımda dayalı organize sanayi bölgeleri genellikle hazineye ait mera veya tarım arazilerine kuruluyor.
Kurulan bu bölgelerin küçük çiftçileri, bölgedeki tarımsal üretimi, ürün desenini nasıl etkileyeceği konusunda ekonomik ve sosyal araştırmalar yapılmadığı için yarın ne gibi sorunlarla karşılaşılacağı bilinmiyor.
Özetle, tarıma dayalı organize sanayi bölgeleri moda gibi yayılıyor. Bu bölgelerin tarıma, kırsala etkileri, ne kadar başarılı olacağı, faaliyet gösterecekleri bölgenin sosyo ekonomik yapısına olumlu veya olumsuz etkilerini önümüzdeki yıllarda göreceğiz. Umarız, ülke kırsalı tesis çöplüğüne dönüşmez.

Akıllı Tarım, Hassas Tarım Nedir? | Tarım 4.0 Neler Sunuyor?

Tarım 1.0 ile başlayan tarımda teknoloji evrimi Tarım 4.0'a ulaştı. Hayatımıza akıllı, tarım hassas tarım, agtech, agritech gibi kavramlar girdi. Peki bu süreç nasıl başladı, nereye gidiyor? Tarım 4.0 bize neler sunuyor, gelmesi öngörülen Tarım X.0 bizi nerelere götürür? Tüm bu soruları sizler için cevapladık. İyi seyirler.

Video: Medyayı görebilmek için giriş yapınız

yem fiyatlarında artış, besicilikte kazanç?

besicilikte temel yem olan arpa fiyatındaki artış,
öteki yemlerin (yonca,saman, silaj) fiyatlarında da artış olması
beklentisi yarattı...
fiyatlar tam belli olmamakla birlikte,
besicilik bundan nasıl etkilenecek...
besicilik iki evrede değerlendirilebilir,
büyüme safhası
180 kg-225 kg sütten kesilen besi danalarının 400 kg-450 kg ağırlıklara eriştiği,
birinci safha,
400 kg dan 640-680 kg ağırlıklara, yüksek tahıllı rasyonlarla yapılan yemleme,
ikinci safha,

1-arpa fiyatındaki artıştan hangi safha daha çok etkilenir...
2- karkas fiyatı, 43-45 lira olursa, besicilikten elde edilen kazanç makul/yeterli olur mu?

besicilik yapan, deneyimli çiftçilerin fikri, görüşü nedir?

sakız hanım kızlar :)

milletin kocaları tektaş alır,kedi alır köpek alır, ne bileyim çiçek alır,en komiği tencere tava alır, :)
benim sevdiceğim; özel gün beklemeye ne luzum var deliye hergün bayram nasılsa e hatunum da sakızları çok seviyor der ve gider kuzu alır,
tektaş alsa belki 1 günlüğüne sevinirdim sonra geçerdi demir parçası sonuçta yüzüğü öpüp öpüp yüzüklerin efendisindeki golluma benzemeye hiiiiç niyetim yok:)
ama bunlar başka bişey ya :)bunları öpüp öpüp koklasam yine doymam,,
saf kan değiller belki biraz küçükler ama ben bakarım onlara büyütürüm hanım hanımcık kızlar olurlar,

doğum günü,evlilik yıldönümü,tanışma yıldönümü gibi özel günlerde hanımlarınıza tencere tava ütü ve süpürge almayın beyler,
alın böyle güzelliklerden sevinsinler yahu :)

Resimler ve ekler

  • kızlar.jpeg
    kızlar.jpeg
    139.9 KB · Görüntüleme: 64
  • kızlar2.jpeg
    kızlar2.jpeg
    167.2 KB · Görüntüleme: 61
  • kızlar3.jpeg
    kızlar3.jpeg
    185.8 KB · Görüntüleme: 62

Sizce ilaç etkisimi

Arkadaşlar abiler merhaba son yağıştan sonra tarlada kıymetsiz totalde yüzde 3.gibi ara ara bu şekilde nohut var biçimsiz yatayina çok dallı uçları kurumuş gibi cansız göbeğinden yeniden patlayan nohut lar var kalan kısmında hastalık felan hiç bişey yok ilaç etkisimidir acaba doz bindirmesi mi bide bizim oralarda pij Nohut derler böyle bişey mi yardımcı olur musunuz yorumlarınız için şimdiden teşekkürler

Kuraklık ve Şekerpancarı

Herkese merhabalar.
Malumunuz 2021 yılı son derece kurak bir yıl olmakta. Uzun zamandır şekerpancarı ekimi yapmaktayız. Böylesine kurak geçen bir yılda kendi tecrübelerimi 20 yıllık tecrübemle sizlere aktarmak istedim.
Bu yıl özellikle çıkışlarda büyük sıkıntılar yaşayanlar oldu. Ben bu kısımda değilim. Çünkü 21 Nisan günü ektim. Ektiğim günün ardından teknolojiden faydalanıp yağış olmadığını görünce 22 Nisan günü sulama malzememi tarlalarıma dizdim. Görece çok sayılabilecek kadar şekerpancarı ekmekteyim. Yaklaşık 110 dönüm yerimiz var. Tam 8 gün kaymak tabakası yapmadan mini sprink fiskiye kullanarak sulama yaptım. 44 dönümlük bir tarlam ırmak kenarında ve sulama sonucunda mil toprak olduğu için beton gibi sertleşti. Bunu farkedip içinde yüzde 24 kükürt bileşiği (sülfat) bulunan AS gübresinden dekara 10 kg kullanıp toprak yapısında gözle görülür bir yumuşama sağladım. Sonrasında üstten ot ilacı uyguladım. İlaç uygulamasında katlamalı ilaç yapmamaya büyük özen gösterdim. Zira bu kuraklikta pancar zaten streste. Katlamalı ilaç yapanlar ilacın üst üste geldiği yerleri yaktılar ve tekrar ekmek zorunda kaldılar. Pancarda ciddi miktarda kurta rastladım. Hemen ilaçlarımı temin edip, kurtların yüzeye çıktığı akşam saat 9 dan sonra uyguladım ve yüzde 90 başarıya ulaştım. Olabilecek en az kayıpla pancarım ilk 45 günü tamamladı. Bir kez ara çapası yaptım ve bir kez de işçi çapası yapılıyor halen.
Özellikle belirtmek isterim ki, böyle kurak senelerde mutlak suretle intaş sulamasinin yapılması gerekmektedir. Eğer sulama yapamayacak iseniz normalde hiç tavsiye etmem ama çıplak tohum ekiniz ve ekim sonrası üstten merdane uygulayınız. Ayrıca tohumun ekim derinliğinin çok fazla olmamasına dikkat ediniz (2-3 cm).
Sulayacak durumunuz varsa da yağmurlara kanıp tohumu alatavda bırakmayın. Mutlaka yağış derinliğini kontrol edin. Başarılı bir intaş için en az 40mm yağış almak gerekir.
Şekerpancarı ile alakalı herhangi bir sorunuz olursa konu altında sormaktan çekinmeyin. Bilgi paylaşıldıkça artar.
Ek olarak pancarın 40 günlük ve 30 günlük durumlarını paylaşıyorum. İlk fotoğraf 2 Haziran'da, ikinci fotoğraf 23 Mayıs'ta çekilmiştir. Tarla aynıdır.

Resimler ve ekler

  • IMG_20210603_125316.jpg
    IMG_20210603_125316.jpg
    258.2 KB · Görüntüleme: 76
  • IMG_20210523_110416.jpg
    IMG_20210523_110416.jpg
    285.2 KB · Görüntüleme: 76

2021'de hangi ürün ne kadar üretilecek? (TÜİK 1.tahmini - 27 mayıs 2021)

TÜİK'in 27 mayıs 2021'de yayınladığı Bitkisel Üretim 1.tahminini paylaşıyorum.

Nerdeyse üretimimizin %90'nını oluşturan ilk 5 ürünün hepsinde üretim düşüşü olacağı saptanmış.

En çok ürettiğimiz şeker pancarı 23 milyon tondan, 21 milyon tona
Buğday 20,5 milyon tondan, 19 milyon tona
Arpa 8 milyon 300 bin tondan, 7 milyo 800 bin tona
Mısır 6,5 milyon tondan, 6,4 milyon tona
Patates 5,2 milyon tondan, 5,1 milyon tona düşüş yaşayacak.

Bu TÜİK'in tahminleri, Allah herkesin yardımcısı olsun.





tüik 2021 tahminipng.png




İsteyen https://data.tuik.gov.tr/Bulten/Index?p=Bitkisel-Uretim-1.Tahmini-2021-37247 adresindeki tabloları inceleyebilir. Bilgiler buradan alınmıştır.

Virüs ve Bakteri Hastalıklarıyla Genel Mücadele Yöntemleri

Virüs hastalıklarıyla mücadele yöntemleri:

- Virüslerle kimyasal mücadele genel olarak yoktur bu yüzden proglagtik (koruyucu) tedbirler alarak mücadele etmek gerekir. Yine de dezenfaktan amacıyla 2 kimyasal madde kullanılabilir. Ekimden önce tohumların yüzeyi ve ekimden sonra bitki üzerine dezenfekte etmek amacıyla düşük konsantrasyonlarda Hidrojen peroksit ve çamaşır suyu püskürtülebilir.

- Virüsleri taşıyan böceklerle mücadele edilerek bitkiye virüs girişinin vektör yolu bir miktar kontrol altına alınabilir.

- Bitkide yaralanma yapacak tarım ekipmanları, şiddetli rüzgarlar, bakım aletleri, hayvanlar gibi faktörler kontrol edilebilirse ve biraz ütopik olacak fakat bitkide mikroskobik olarak bile yaralanma olmazsa virüsler bitki dokularından içeri giremez.

- Temiz, sertifikalı tohumlulukar, dikim materyalleri kullanılabilir.

- Virüslerin zarar yaptığı dönemler göz önüne alınarak bitkinin ekim/dikim tarihleri değiştirilebilir.

- En önemli mücadele yöntemi olarak ekilecek bitkinin (varsa) virüs hastalıklarına dayanıklı çeşitleri ekilmelidir.

- Toprak ve yaprak analizleri doğrultusunda dayanıklı bitki yetiştirmek. Böylece bitkinin virüsle mücadele edebilme gücü artar ve dokulardaki yaralanmalar azalır.

- Tohumla ve bitki artıklarıyla yayılan virüs hastalıklarında söz konusu iki materyalde bitkisel üretim yapılacak alanda kullanılmamalı, bitki artıkları tarladan uzaklaştırılı yakılmalıdır.

- Bir sonraki sene hastalığın görüldüğü tarlada o virüsün konukçusu olmayan bir bitki yetiştirmek.

Örnek virüs hastalığı: Buğdayda sarı cücelik

1622618573048.png


Örnek Hastalık 2: Buğdayda Mozaik Virüsü

1622618650723.png





Bakteri hastalıklaryıla genel mücadele yöntemleri:

- Temiz, sertifikial tohumlar/fideler kullanmak

- Eğer o bitkinin dayanıklı çeşitleri varsa temin etmek

- En önemli vektörleri olan böceklerle mücadele etmek.

- Bitkide yaralanma yapacak tarım ekipmanları, şiddetli rüzgarlar, bakım aletleri, hayvanlar gibi faktörler kontrol edilebilirse ve biraz ütopik olacak fakat bitkide mikroskobik olarak bile yaralanma olmazsa bakteriler yaralı bitki dokularından içeri giremez. Sadece doğal açıklıklardan girmek zorunda kalırlar.

- Bir sonraki sene hastalığın görüldüğü tarlada o bakterinin konukçusu olmayan bir bitki yetiştirmek. Örneğin domateslerde ve biberde solgunluk etmeni olan Clavibacter michiganensis; seneye fasülye ekilirse ve iyi bir yabancı ot mücadelesi yapılırsa konukçu bulamaz ve sonraki senelerde tekrar domates ve biber yetiştirmek için imkan sağlanır.

- Hastalıklı bitki artıklarını toprayıp yakmak ve hastalıklı tohumları üretim yapılacak alanda kullanmamak.

- Dikimi yapılacak fideler bir süre boyunca sıcak su altında bekletilerek tarlaya ekilmeden bakterilerle mücadelesi edilebilir.

- Faydalı virüs ve faydalı bakterileri; zararlı bakterilerin üzerine püskürterek parazit olanın ölmesini sağlamak.

- Bakteriyositleri yeşil aksama püskürtmek veya ekim/dikim öncesinde üreme organlarını dezenfekte etme amaçlı Dithiokarbamat ve Nitro bileşiklerinin olduğu çözelti içine daldırmak. Yeşil aksam ilaçlamasında bakırlı ilaç ve antibiyotikler kullanılmaktadır. Her ikisi de çevre sağlığına zararlıdır. Özellikle antibiyotikler bitki üzerindeki faydalı böcekleri de öldürmektedirler. Yine de antibiyotiklerin kök kanserine (Rhizobium radiobacter) karşı mücadelede etkinliği iyidir.



Örnek Bakteri Hastalığı: Buğdayda Bakteriyel Leke hastalığı

1622618739242.png


Örnek Bakteriyel Hastalık 2: Buğdayda Bakteriyel Çizgi hastalığı
1622618784409.png




KAYNAKLAR:


- Güncan Ahmet ve Poyraz Nuh. Fitopatoloji ders kitabı. 1998

-Prof. Dr. Kubilay Kurtuluş Baştaş hocamızın ders anlatımı.

Filtrele


Hakkımızda

TrakKulüp, içinde 100.000'den fazla konuyu, 1.300.000'den fazla mesajı barındıran Türkiye'nin ilk ve en büyük traktör, tarım ekipmanları ve çiftçilik paylaşım sitesidir. 86.000 üyemiz gibi sizi de aramızda görmek isteriz.
Üst Alt