New Holland 54C için ďönerli pulluk olur mu?

Arkadaşlar merhaba, 54C için en uygun pulluk kaç numara olmalıdır?

Tt55 yada Tt50 4x2 lerin youtube da 3lü veya 4lü dönerliler kullandığını gördüm ama kaçlı olduklarını bilmiyorum. Bizim burada toprak ağır yapıda mısır yerlerini bozmak pek kolay olmuyor.

En uygun hangisi olur bilemedik, tavsiyeler için teşekkürler.

Yeşil altın'ın litresi 250 TL'den satılıyor! Talep patladı

Zeytinyağı fabrikası bulunan Endüstri Mühendisi Furkan Mustafa Uysal, bir müşterisinin talebi üzerine ürettiği avokado yağını, sonrasında yoğun talep üzerine seri olarak üretmeye başladı. Zeytinyağı sıkan makinesinde bazı ayarlamalar yaptıktan sonra avokado yağını sıkmayı başaran genç girişimci, kendi markasını oluşturmak için girişimlere başladı.

"YOĞUN TALEP VAR"​

Avokadonun farklı bir ürününü üretmeyi başardıkları için mutlu olduğunu söyleyen Furkan Mustafa Uysal, “Bölgemizde yaz ve kış aylarında sıcaklık farkının az olması nedeniyle bölgemiz insanlarını tropikal meyve üretimine yönlendirdi. Avokadoda ılıman iklimde yetiştiği için ilçemizde ve bölgemizde tutunmasını sağladı. Avokado coğrafi işaretli bir ürün olarak şu anda birçok ailenin geçim kaynağı olmuş durumda. Bir müşterimiz bize avokado meyvesini getirerek bizden yağ yapmamızı istedi. Biz de sektörde edindiğimiz tecrübelerden dolayı bunun üzerine bir çalışma başlattık. Yurt dışı kaynaklı yaptığımız araştırmalar sonucunda tesisimizin buna uygun olduğunu gördük. Avokadodan yeni bir ürün elde edilmesi nedeniyle yoğun bir talep var” ifadesini kulandı.



"ÜRÜNLERİMİZ DÜNYA STANDARTLARINDA"​

Bir avokadonun yaklaşık yüzde 10’unun yağa dönüştürebildiğini belirten Uysal, “Avokado yağı üretimini gerçekleştirdikten sonra ilk olarak Antalya’daki gıda laboratuvarına gönderdik. Gelen sonuçlarda ürettiğimiz avokado yağının dünya standartlarında olduğunu gördük. Bunu akabinde seri üretime geçmek için gerekli yerlere müracaat ederek üretim izinlerini aldık. Şimdi de marka olarak avokadoyu farklı bir ürün olarak raflarda göstermeyi amaçlıyoruz. Avokado yağı özellikle kozmetik ve gıda endüstrisinde kullanılıyor. Bölgemizde avokado yağının çok bulunmamış olması gıda olarak kullanmasını engelliyor. Bize gelen talepler daha çok kozmetik şirketlinin değerlendirmesi üzerine oluyor. Avokado yağı bizim araştırmalarımıza göre cilde oldukça faydalı” dedi.
# Antalya
29 Ara 2020
https://www.milligazete.com.tr/payl...satiliyor-talep-patladi&type=entry&id=5935871

Türkiye 2030 yılında su fakiri bir ülke olacak

Prof. Dr. Orhan Şen'den önemli bir uyarı: “Türkiye 2030 yılında su fakiri bir ülke olacak”​


İstanbul'daki barajların doluluk oranları, son 10 yılın en düşük seviyesi olan yüzde 20 seviyesine kadar indi.

Barajlardaki suların çekilmesi ve küresel ısınma nedeniyle, iklim değişikliğinin etkilerinin arttığını söyleyen Meteoroloji Uzmanı Prof. Dr. Orhan Şen, “Türkiye 2030 yılında su fakiri bir ülke olacak. İstanbul’da barajların doluluk oranları yaza girerken en az yüzde 60-70 seviyesinde olması gerekir. O zaman bir sıkıntı yaşamayız” açıklamasında bulundu.

İstanbul’da hava sıcaklıklarının mevsim normallerinin üzerinde seyretmesi ve yağışsız geçen ayların ardından barajlardaki doluluk oranları son 10 yılın en düşük seviyesine kadar indi.



İstanbul Su ve Kanalizasyon İdaresi (İSKİ) verilerine göre İstanbul'da barajların doluluk oranları, yüzde 20.93 seviyesine kadar düştü.

Barajlardaki suların çekilmesi ve küresel ısınma nedeniyle, iklim değişikliğinin etkilerinin artığını söyleyen Meteoroloji Uzmanı Prof. Dr. Orhan Şen, Türkiye’nin kişi başına düşen yıllık su miktarının bin 700 metreküp olduğunu şimdi ise bin metreküpün altına düşmeye başladığını ve 2030 yılında 700 metreküpe kadar düşeceğinin uyarısında bulundu. 2030 yılında Türkiye’nin su fakiri bir ülke olacağını belirten Şen, barajların doluluk oranlarının yaza girerken en az yüzde 60-70 seviyesinde doluluğa ulaşması gerektiğini sözlerine ekledi.

“İki mevsimli iklime doğru gidiyoruz”

İklim değişikliğinin ve buna bağlı olarak küresel ısınmanın tehdit olmaya devam ettiğini belirten Şen, “Küresel ısınmanın nedeni sera gazlarıdır. Küresel ısınmanın etkileri vardır. İklime etkisi vardır. İklim değişikliğini meydana getiriyor. Bizim bulunduğumuz bölgede daha çok görülmeye başlandı iklim değişikliğinin etkileri. Doğal afetlerdeki artış da kendini göstermeye başladı. 1 derecelik artış doğal afetleri yüzde 30 oranında arttırıyor. Dünyada ortalama sıcaklık artışı şuan 1 dereceyi de geçti. Sıcaklık artışı 4-5 dereceye varırsa ki bu çok önemli bir artıştır. O zaman Türkiye tropik iklimin içine girmiş olacak. Böyle bir durumda bile şu an yarı kurak iklime doğru gidiyoruz. Artık 4 mevsimden de çıktık. Geçiş mevsimi olan sonbahar ve ilkbahar da iyice daraldı ve birer aya indi. Bunun nedeni Akdeniz ikliminden çıkıp yarı kurak iklime doğru gitmemizden dolayı. İki mevsimli iklime doğru gidiyoruz. Yazları sıcak ve kurak olacak, kışları ılık ve yağışlı olacak” dedi.

“2030 yılında 700 metreküpe kadar düşecek o zaman su fakir olacağız”

Arz ve talepten dolayı suya talebin arttığını dile getiren Şen, “1900 senesinde dünyanın nüfusu 1 milyardı, şu an 8 milyara çıktı. Talep ve arzdan dolayı su yetmemeye başladı. Türkiye’nin kişi başına düşen yıllık su miktarı bin 700 metreküptü. Şimdi 1000 metreküpün altına düşmeye başladı. Biz o zaman su zengini değildik ama suyumuz kendimize yetiyordu. Artık su fakiri ülke haline gelmeye başladık. 2030 yılında 700 metreküpe kadar da düşecek o zaman ise su fakir olacağız. Ama son zamanlarda iklim değişikliğinden dolayı Türkiye’deki yağışlarda azalma görüyoruz. Dünyada bir yerde az yağıyorsa bir yerde çok yağıyordur" dedi.

Kuraklığı üç evreye ayrıdklarını ifade eden Şen, "Birincisi meteorolojik kuraklık ve yağışlardaki azlıktan kaynaklanır. Geçen sene ocak ayından itibaren etkilerini göstermeye başladı. Ondan sonra hidrolojik kuraklığa doğru gidilir. Bu nedir suyun nehirlerde ve göller de azalmasıdır. Bu kuraklık çeşidini de görmeye başladık nasıl gördük. İstanbul’daki barajların doluluk oranlarının yüzde 20’ye düşmesi gibi. Bundan sonra üçüncü bir kuraklık bizi bekliyor. Daha sinsi bir kuraklık o da tarımsal kuraklık. Tarımsal kuraklık rekoltenin aşağıya düşmesine neden olacaktır. Biz bunun etkilerini bahar ayında, hasat mevsiminde göreceğiz. Sosyal ekonomik problemler tarımsal kuraklığa bağlı” şeklinde konuştu.

“Bizim yazın başlangıcına yüzde 60-70 gibi doluluk oranıyla girmemiz lazım ki rahat edebilelim”

“Temiz suyun yüzde 70’ini tarımda kullanıyoruz biz. Hatta yüzde 70’inde üzerinde. Dolayısıyla kuraklık da bu suyun azalması demek, önemli problem çıkartması demek” olduğunu savunan Şen, “Biz tarımda şunu düşünmemiz lazım artık. Su gerektirmeyen tarım ürünlerine doğru gitmeliyiz. Ocak şubat ve mart ayında ne kadar yağış yağacak. Modeller çok fazla yağış yağacağını göstermiyor. Ortalamanın altında bir yağış olacağını gösteriyor. Bu durumda mevcut durumu idare etme gibi bir pozisyonda kalacağız. Bizim yazın başlangıcına yüzde 60-70 gibi doluluk oranıyla girmemiz lazım ki rahat edebilelim. Kış yağışlarındaki azalma yazın etkilerini gösterir. O senenin yazında kulaklık çekeceğiz demektir. O yüzden şu anda riskin çok yüksek olduğu durumdayız. Bunun esasında daha yaz ortasında tedbirler alınması lazımdı” ifadelerini kullandı. İHA

Tarım ve gıdada 2021 riskleri ve fırsatları

Bir önceki yazımızda tarımın 2020 yılına dair fotoğrafını çekmiş ve karnesini yazmıştık. Henüz okumayanlar için linki yazının sonunda paylaştık.

Bugün de tarım ve gıda sektörü açısından 2021 yılı genelinde öne çıkabilecek başlıca konuları, risk ve fırsatlar penceresinden ele alalım istedik.

Oldukça zor ve öngörülemez bir 2020’den bize yine benzer koşullar miras kalmış gibi gözüküyor.

Tarımsal üretimden pazarlamaya kadar o kadar çok bilinmezlik var ki kronik sorunların gölgesinde sürprizlerle(!) dolu bir yıl daha bizi bekliyor dersek yanlış olmaz.

Ne demek istediğimizi kısa başlıklar halinde açalım biraz…

ÜRETİMDE İKLİM BASKISI

Bu yıl da girdi maliyetlerinin seyri ile iklim değişikliğinin yarattığı baskı, tarımsal üretimin her safhasında direkt etkisini gösterecek gibi duruyor.

Küresel iklim değişikliğine dair risklerin arttığı bir ortamda başta kuraklık ile birlikte don riski de kenarda bekliyor.

Bazı ürünlerde iklim bazlı olası rekolte/verim kayıplarının yaşanması beklenirken, tahıllar, yağlı tohumlar ve yem fiyatlarındaki dalgalı seyrin devam edebileceğini söylemek için kahin olmaya gerek yok.

Zira iklimin yanı sıra pandemi döneminde değişen küresel ticaret dengeleri, artan stokçuluk refleksi ve gümrük vergilerindeki değişim ile hali hazırda yaşadığımız kur baskısı bu süreci çok bilinmeyenli denklem haline getiriyor.






Dolayısıyla özellikle Nisan 2021’e kadarki süreç çok daha kritik gözüküyor.

Gıda fiyatları hem pandeminin artçı etkileri hem de iklim baskısıyla dalgalı seyredecek ve enflasyon üzerinde baskı yaratmaya devam edecek.

Sadece Türkiye özelinde değil küresel manada da gıda fiyatları bir süre daha gündemde kalacak.

Özellikle Türkiye gibi ülkelerde kuraklık riski gıda enflasyonunu tetikleyen bir faktör olarak öne çıkıyor. Bunu daha önce 2007-2008 dönemi ve 2013-2014 yıllarında test etmiştik. Hatırlayacağınız üzere bir de Mart 2014’te Türkiye’nin neredeyse her bölgesinde yaşanan don hadisesi gıda enflasyonun tuzu biberi olmuştu.

O yüzden 2021 yılına iklimsel bazda kuraklık riskiyle girsek de özellikle Nisan’a kadar ilkbahar geç donları başta olmak üzere diğer iklimsel tehditler de bir kenarda bekliyor olacak.

Söz konusu risklerin gerçekleşmesi durumunda tarımda büyüme bir yana, daralma senaryoları da uzak değil.

İTHAL GİRDİ, KUR HASSASİYETİ VE KÜRESEL TİCARET DENGELERİ


Kurdaki dalgalı seyir ve ithalata olan bağımlılık tarımsal üretim maliyetleri üzerinde baskı yaratmaya devam edecek.

2021’de güçlü dolar trendi alım gücü zayıf ülkelerin gıda ithalatını ya sekteye uğratacak ya da çok daha maliyetli bir hale getirecek.

Pandemiden çıkarılan dersler neticesinde “kendi kendine yeterlilik” ve “gıda güvencesi” konuları ülkelerin tarımsal politikalarında çok daha öncelikli hale gelecek.

Bu yüzden ülkelerin korumacı politikalarının artması bekleniyor. Bunu zaten 2020 yılında ihracatçı ülkelerin gümrük vergilerini artırması, ithalatçı ülkelerin de düşürmesi sonucu yaşadık.

Tarım emtiasında söz konusu korumacı fiyat politikalarının ve hamlelerin devam etmesi yüksek bir olasılık. Bu da küresel tarım ve gıda ticaretinde arz-talep dengesini ve ürün fiyatlarını ister istemez etkileyecek.






Geçen yılın başlarında kuru soğan ve patates, sonraki aylarda ise limon için alınan ön ihracat izni kararına benzer kısıtlamaları bu yıl yine görebiliriz. İç piyasada fiyatı aşırı artan ürünler olursa ihracat kısıtlaması gelebilir.

Gıda enflasyonunda zam şampiyonu olan bazı ürünlerle ilgili olarak Ankara’da hali hazırda bu senaryoların konuşulduğunu biliyoruz, duyuyoruz.

Öte yandan bazı ürünlerin ithalatına dair gümrük vergisi düzenlemeleri 2021’de de gündemde olacak.

TMO-TÜRKŞEKER DENKLEMİ

Görünen köy kılavuz istemez…

Tarımsal üretim planlamasına dair sıkıntılar hala aşılamadığı için bazı kritik ürünlere alım garantisi verilebileceğini söylemek mümkün. Türkşeker’in de etkisiyle sözleşmeli üretim modelini daha sık ve yaygın şekilde konuşacağız.

Daha önceki yıllardan edinilen tecrübeler ve 2020’de yaşanan sıkıntılardan yola çıkarak 2021 yılında, kamu otoriteleri açısından arz-talep-fiyat dengesini sağlamak noktasında stoklama ve piyasa takibi daha stratejik hale gelecek.

Zira, Toprak Mahsulleri Ofisi (TMO) başta olmak üzere regülatör misyonu olan kurumların müdahale alım fiyatlarının belirlenmesinde sadece iç dengelere odaklanarak bir hesap yapmak yerine küresel piyasalardaki gelişmeler ve uluslararası ticaret dengelerini de hesaba katması gerektiği aşikar.

2020 buğday hasadı sonrası yerli ürünlerle doldurulamayan lisanslı depolar çok daha pahalıya mal olacak şekilde ithal ürünlerle doldurulmak zorunda kalmıştı.

Dolayısıyla stoklama noktasında benzer bir strateji hatasına karşı 2020’de yaşananlar tam bir ders niteliğinde.

Öte yandan tarım emtiasında küresel manada yaşanan gelişmelerin de etkisiyle bundan sonraki dönemde lisanslı depoculuk, ürün ihtisas Borsa ve elektronik ürün senedi gibi kavramları daha sık duyacağız ve önemini daha net anlayacağız.






Ancak bu noktada da 2021 yılına dair oldukça fazla ev ödevleri var. Zira kapasite artırımına yönelik yatırımların aralıksız sürmesinin yanı sıra çiftçileri de kapsayacak şekilde sistemin sağlıklı işleyebilmesi ve piyasadaki “oligopol” algısının kırılarak söz konusu enstrümanların daha yaygın kullanılabilmesi ve güven yaratılması adına daha yapılacak çok iş var gibi gözüküyor.

YUMURTALARI AYNI SEPETE KOYACAK MIYIZ?

Pazar çeşitliliğindeki zayıflığımız risk olarak kenarda duruyor.

Rusya’nın domates kotasına dair aldığı dönemsel kararlar, Türkiye’nin ihraç ettiği bazı ürünlere yönelik olası ithalat kısıtlamaları hem içerideki üretici hem de ihracatçı açısından risk yaratıyor.

Bu sorun sadece Rusya ya da Irak gibi pazarlarla sınırlı değil. Türkiye’nin tarım ve gıda ihracatında pazarını daha fazla çeşitlendirmesi elzem. Özellikle olası jeopolitik riskler ve korumacılık duvarlarının yükselmesi, küresel ticaretin dengelerini önümüzdeki dönemde de sıkça değiştirecek gibi gözüküyor.

Alternatif pazarlara yönelmek ve katma değerli üretim yoluyla riskleri hedge etmek zorundayız. Başka bir deyişle artık bütün yumurtaları aynı sepete koyma dönemi çok daha tehlikeli bir hal alıyor.

BREXIT VE TÜRKİYE

Öte yandan Brexit süreciyle birlikte bu hafta içinde Türkiye-İngiltere arasında imzalanması beklenen serbest ticaret anlaşması da kritik önemde. Ankara ile Londra arasındaki anlaşma, mevcut ticaret koşullarının devamını mı sağlayacak yoksa yeni dengeler mi gözetilecek?

Hep birlikte göreceğiz…

Yeni dönemde ikili anlaşmalar tarımsal ticaretin seyrinde belirleyici rol oynayacak.

Zira, 2020 sonunda Çin’in başını çektiği 15 Asya-Pasifik ülkesi bölgesel kapsamlı ekonomik ortaklık anlaşmasına (RCEP) imza attı ki bu dünyanın en büyük serbest ticaret anlaşması niteliğinde.

RCEP anlaşmasının dışında kalan ABD ve diğer ülkeler 2021 ve sonrasına dair bölgesel bazda yeni ikili anlaşmalara yönelebilir.






TARIM VE GIDA SEKTÖRÜNÜN FİNANSAL PERFORMANSI

Maliyetlerdeki artışlar en büyük risk olarak kenarda duruyor. Çiftçi borçlarında yapılandırma gibi adımlar zamanında atılmazsa takibe düşen kredi oranlarında yeniden artışlar görebiliriz.

Hizmet sektöründeki mevcut durum ise ortada… Yeme-içme sektöründeki belirsizlikler tarladan sofraya kadar değer zincirinin tüm halkalarını olumsuz etkiliyor. Şirket bazında konkordato riskleri hala geçmiş değil.

Pandemi sürecinde birçok sektörün aksine destek ve teşvik paketlerinden yararlanamayan tarım sektörünün finansal yapısı 2021’de de kırılgan olacak gibi duruyor. Sektöre kulak vermek ve beklentileri karşılayabilmek, üreticiden tüketiciye uzanan sistemdeki işleyişin sürdürülebilirliğini sağlamak açısından önemli rol oynayacak.

FAO 2021'İ MEYVE VE SEBZE YILI İLAN ETTİ

2021 yılı fırsatları açısından net olarak biliyoruz ki tüketicinin sağlıklı gıdaya erişim talebi artmaya devam edecek.

Tüketici bilincinin yükselmesiyle birlikte özellikle taze meyve ve sebze ile organik gıdalara talep artışı sürecek.

Özellikle pandemi sürecinde bağışıklık sistemini güçlendirdiği bilinen ve bilimsel bulgular çerçevesinde tavsiye edilen ürünler bundan sonraki süreçte de ilgi görecek.

Zaten Birleşmiş Milletler (BM) Tarım ve Gıda Örgütü (FAO) 2021 yılını ‘uluslararası meyve ve sebze yılı’ ilan etti.

Sağlıklı beslenme trendleri doğrultusunda tüketici alışkanlıklardaki değişim ve talep, kırsaldaki üretime de şekil verecek.

Birçok yazımızda tarımda riskler olduğu kadar daha pek çok fırsatın bulunduğunu da dile getiriyoruz.

Türkiye’nin tarım ve gıda alanında sahip olduğu potansiyel çok fazla ve bu da önemli fırsatları beraberinde getiriyor.






Ancak yukarıda kısmen değindiğimiz sorunlar ve belirsizlikler ortadan kaldırılmadığı ya da minimize edilmediği sürece mevcut potansiyeli fırsata çevirme şansımız pek olmuyor.

Riskleri yönetemediğiniz zaman karşınıza kriz olarak çıkıyor. Krizle uğraşmaktan da fırsatları görmeye ve değerlendirmeye ne zamanınız kalıyor ne de enerjiniz.

Özetle, yıllardır birikmiş ev ödevleri yapılır ve sektörün kronikleşmiş yapısal sorunlarının çözümü noktasında somut ve gerçekçi adımlar atılırsa tarımın geleceği parlak.

O parlak gelecek için planlı ve öngörülebilir politikalara ihtiyaç var.

Aksi takdirde mevcut süreç, sektörü her geçen gün daha riskli ve sürdürülemez bir yöne doğru itiyor.

2020’nin çiftçilerimiz ve tüm sektör paydaşları adına bereketli geçmesi dileğiyle…

İrfan Donat

Bloomberg HT Tarım Editörü

Bitkisel üretim tahminleri açıklandı

Bitkisel üretim tahminleri açıklandı

28 Aralık 2020 Pazartesi, 09:53Güncelleme: 28 Aralık 2020 Pazartesi, 23:51
TARIM

Bitkisel üretim tahminleri açıklandı​

TÜİK tarafından yılın ikinci bitkisel üretim tahminleri açıklandı​


Türkiye İstatistik Kurumu'nun (TÜİK) bu yıla ilişkin "Bitkisel Üretim 2. Tahmini" veri ışığında bitkisel üretimde geçen yıla göre artış gerçekleşti.

Üretim miktarları, 2020 yılında bir önceki yıla göre tahıllar ve diğer bitkisel ürünlerde yüzde 8,7 olurken, sebzelerde yüzde 0,3 artış oldu. Meyveler, içecek ve baharat bitkilerinde yüzde 5,8 oranında yükseliş yaşandı. Üretim miktarları 2020 yılında yaklaşık olarak tahıllar ve diğer bitkisel ürünlerde 69,3 milyon ton, sebzelerde 31,2 milyon ton, meyveler, içecek ve baharat bitkilerinde 23,6 milyon ton olarak gerçekleşti.

TÜİK'in yayınladığı verilere göre bitkisel üretim tahminlerine ilişkin detaylar şöyle:



Tahıl üretimi 2020 yılında bir önceki yıla göre arttı

Tahıl ürünleri üretim miktarları 2020 yılında bir önceki yıla göre 8,1 oranında artarak yaklaşık 37,2 milyon ton olarak gerçekleşti.

Bir önceki yıla göre buğday üretimi yüzde 7,9 artarak 20,5 milyon ton, arpa üretimi yüzde 9,2 artarak 8,3 milyon ton, dane mısır üretimi yüzde 8,3 artarak 6,5 milyon ton ve yulaf üretimi yüzde 18,7 artarak yaklaşık 314,5 bin ton oldu.

Çeltik üretimi yüzde 2 azalarak 1 milyon tondan 980 bin tona gerilerken, çavdar üretimi de yüzde 4,6 düşerek 310 bin tondan 295 bin 6821 tone geriledi.

Baklagillerin önemli ürünlerinden yemeklik bakla yüzde 8,8 azalarak yaklaşık 5 bin ton, kırmızı mercimek yüzde 5,9 artarak yaklaşık 328,4 bin ton oldu.

Yeşil mercimek yüzde 2,8 azalarak 42 bin 397 ton olurken, bezelye yüzde 29,9 azalarak bin 538 tona düştü. Yumru bitkilerden patates ise yüzde 4,4 artarak 5,2 milyon ton olarak gerçekleşti.

Yağlı tohumlarda üretim azaldı

Yağlı tohumların toplam üretiminde yüzde 1,7 azalma yaşanarak 2 milyon 620 bi 486 tonluk üretim kayıtlara geçti.

Yağlı tohumlardan ayçiçeği üretimi yüzde 1,6 azalarak yaklaşık 2,1 milyon ton oldu. Kanola üretimi ise yüzde 32,5 gerileyerek 121 bin 542 ton oldu.

Tütün üretimi yüzde 12,2 artarak 76,5 bin ton, şeker pancarı üretimi ise yüzde 16,3 artarak 21 milyon ton olarak gerçekleşti.

Kütlü pamuk üretimi ise yüzde 19,4 azalarak 1 milyon 773 bin 659 tona geriledi.



Sebze üretimi 2020 yılında bir önceki yıla göre arttı

Sebze ürünleri üretim miktarı 2020 yılında bir önceki yıla göre yüzde 0,3 artarak yaklaşık 31,2 milyon ton oldu.

Sebze ürünleri alt gruplarında üretim miktarları incelendiğinde, yumru ve kök sebzelerde üretim yüzde 0,7 yükselirken, başka yerde sınıflandırılmamış diğer sebzelerde ise yüzde 3,4 artış kaydedildi.

Sebzeler grubunun önemli ürünlerinden domateste yüzde 2,8, kuru soğanda yüzde 3,6, salçalık kapya biberde yüzde 4,6 artış, karpuzda yüzde 9,8, kavunda yüzde 2,9, hıyarda yüzde 1,6 azalış oldu. Sivri biberde üretim yüzde 7 gerileyerek 839 bin tona düştü. Taze fasulye üretimi yüzde 8,2 azalarak 547 bin 349 tona geriledi.

Meyve üretimi 2020 yılında bir önceki yıla göre arttı

Meyve, içecek ve baharat bitkileri üretim miktarı 2020 yılında bir önceki yıla göre yüzde 5,8 artarak yaklaşık 23,6 milyon ton olarak gerçekleşti.

Meyveler içinde önemli ürünlerin üretim miktarlarına bakıldığında, bir önceki yıla göre elma yüzde 18,8, şeftali yüzde 7,4, kiraz yüzde 9,1, çilek yüzde 12,3, nar ise yüzde 7,3 arttı.



Turunçgil meyvelerinden portakal üretimi yüzde 21,5 azalarak 1 milyon 334 bin tona gerilerken, mandalina yüzde 13,3, sert kabuklu meyvelerden antep fıstığı ise yüzde 248,7 oranında arttı.

İncirde yüzde 3,2, muzda ise yüzde 32,8 oranında artış oldu.

Fındık üretimi ise yüzde 14,3 azalarak 665 bin tone geriledi. Zeytin üretimi ise yüzde 13,7 düşerek 1 milyon 316 bin 626 tona gerledi.

Süs bitkileri üretimi 2020 yılında bir önceki yıla göre azaldı

Süs bitkileri üretim miktarı pandeminin de etkisiyle 2020 yılında bir önceki yıla göre yüzde 3,5 azaldı.

Süs bitkileri üretimi içindeki paylar incelendiğinde kesme çiçekler yüzde 60,9, diğer süs bitkileri yüzde 39,1'lik bir paya sahip.

Dış mekan süs bitkileri üretimi bir önceki yıla göre yüzde 3,6 oranında artarken, kesme çiçek üretimi yüzde 7,7, iç mekan süs bitkileri üretimi yüzde 6,2 azaldı.

İrfan Donat - Bloomberg HT Tarım Editörü

Dik freze + mibzer kombinasyonu

Selamlar hayırlı akşamlar
Bu yıl dikfreze arkasına mibzer kombinasyonu yapmak istiyorum inşallah

sormak istediğim bu kombine her freze olurmu yani bu videolardaki gibi arkasına mibzer bağlayabilirmiyiz
Taşır mı yani yoksa farklı mı o videolardaki Frezeler ?

Birde mibzer ne tercih edilmeli hatunsaraylı yada irtem yada başka markalar

Ünlü pulluk

Selamın aleyküm 2006 model 3 lü 10 numara ünlü marka pulluğumuz bu sene sürümleri yaparken batmada sorun yaşadık emanete pulluk aldık bazı tarlaları onunla işledik. Benim bildiğim kadarıyla ünlü pulluk tabağında uçta bulunan demiri ayrı imal ediyo ve bitince değiştirebiliyoruz babam bi kac yıl önce bıçakların uçlarını yaptırmış ben bu sene okulda olmadığım için işlerle ilgilenmeye başladım fotoğraflarinida yükleyeceğim bizim pulluğun alt toprağa temas eden tabağı tek parça acaba bu sonradan mı çevrildi yoksa orijinal imalattan mi bu şekilde geldi bu uçları yenilesek ne kadara patlar bugün söktüm uçları en son yapan usta bazı somunlari değiştirmiş bi tanesi yalama oldu. Acaba uç tarafa ayrı küçük parça alsak takabilirmiyiz.

Resimler ve ekler

  • IMG_20201229_171518.jpg
    IMG_20201229_171518.jpg
    219.2 KB · Görüntüleme: 31
  • IMG_20201229_171458.jpg
    IMG_20201229_171458.jpg
    207.6 KB · Görüntüleme: 29
  • IMG_20201229_171447.jpg
    IMG_20201229_171447.jpg
    399.4 KB · Görüntüleme: 28
  • IMG_20201229_171434.jpg
    IMG_20201229_171434.jpg
    463.3 KB · Görüntüleme: 27
  • IMG_20201229_171417.jpg
    IMG_20201229_171417.jpg
    287.7 KB · Görüntüleme: 27
  • IMG_20201229_171414.jpg
    IMG_20201229_171414.jpg
    148 KB · Görüntüleme: 26
  • IMG_20201229_171407.jpg
    IMG_20201229_171407.jpg
    285.6 KB · Görüntüleme: 26
  • IMG_20201229_171401.jpg
    IMG_20201229_171401.jpg
    215.7 KB · Görüntüleme: 27
  • IMG_20201229_171352.jpg
    IMG_20201229_171352.jpg
    291.5 KB · Görüntüleme: 33
  • IMG_20201229_171345.jpg
    IMG_20201229_171345.jpg
    144.1 KB · Görüntüleme: 29

İnek gebelik sorunu

Merhaba arkadaslar 6 dogrum bi inegimiz var dogumuna bir hafta kala buzagi karninda olu dogdu cok buyuk bir buzagiydi sonra eşi icinde kaldi bir hafta sonra pgf2 vurduk dustu meraya gitti 6 ay. Bu sure icinde boga 4 kere surmesine ragmen tutmadi gbi 4 bucuk aydir ne akinti ne kan bisey gelmiyor sut normal 3 kiloya düştü buna nasıl bi tedavi uygulamaliyiz inegede kiyamiyoruz cinsi cok iydir

Resimler ve ekler

  • F5D9ED6A-81AE-45F3-8CCD-E143B66AE013.jpeg
    F5D9ED6A-81AE-45F3-8CCD-E143B66AE013.jpeg
    258 KB · Görüntüleme: 24

Buğdayda yavaş salınımlı (inhibitörlü) gübre kullanımı

Arkadaşlar igsaş inhibitörlü gübreye (25 kg)bayii 80 TL fiyat verdi normal üre ise 130 tl. Normalde ocak ayı içerisinde 10 kg üre atıp mart nisan gibi 20 kg 26 lık can atıyordum. Sizce herzaman yaptığım uygulamayı mı yapayım yoksa 10 kg Bu ocak ayı içerisinde 10-15 kg şubat ayı içerisinde inhibitörlü gübreyi mi vereyim maliyet olarak çok birşey fark etmiyor. Sizlerinde değerli fikirlerini almak istedim. Lütfen düşüncelerinizi belirtirseniz sevinirim

Buzağı Bakımı Ve Beslemesi

Buzağı Bakım ve Besleme​

Buzağı bakım ve beslenmenin üç amacı vardır; 1. Buzağı kayıplarını engellemek

2. Rumen’i (işkembe) geliştirmek

3. Hızlı canlı ağırlık artışı kazandırmak



Gebe ineklerin koruyucu aşılamaları bir veteriner hekime başvurularak zamanında yaptırılmalı, özellikle septisemi ( E. coli, Rota ve Corona virus aşıları) ve mastitis aşıları gibi buzağı sağlığı ve sonraki dönem süt verimi üzerine etkili olan aşılar unutulmamalıdır. Gebeliğin son bir haftasında parazit aşısı yapılmalıdır daya parazit hapı içirilmelidir.

Doğumdan sonra ki ilk 2 saat içerisinde canlı ağırlığın %10’u kadar kolostrum (ağız sütü) ondan sonrada ilk 1 saat içerisinde de en az canlı ağırlığın %5’i kolostrum içirilmelidir. Bu işlem yapılırken sabırlı olunmalıdır. Eğer buzağı kolostrumu içmiyor ise veteriner teknikeri/ teknisyeni tarafından sonda atılarak içirilmelidir. İlk üç saat içerisinde içiren kolostrumun içerisindeki Ig’lerin %80’i ilk 6 saat içerinde içirilen Ig %50’si 24 saat sonra içirilen ıg %10 alınabilmektedir. Bu yüzden ağız sütünün erken içirilmesi önemlidir. İlk 3 gün mümkünse kolostrum verilmelidir.

Kolostrumun Kalitesi: Kolostrum ne kadar koyu renkli ve yoğun-krema kıvamında ise o kadar kalitelidir. Ağız sütünün kalitesi gözle anlaşılabilir. Kolostrumun içerisinde kan bulunmamalıdır. Doğum öncesi meme sızıntısı olmamalı, kuru döneminde aşılaması yapılmış, Mastitis, tüberküloz, paratüberküloz ve bruselloz gibi hastalıklardan ari ineklerden elde edilebilmesi kolostrumun kalitesini direk olarak etkiler.



Buzağılarda Besleme Programı:

Buzağı Yaşı
Süt
Buzağı B. YemiKaliteli Kuru OtSu
İlk 2 saatCanlı ağırlığın %10 kadar kolostrumYokYokYok
3. SaatCanlı ağırlığın %5 kadar kolostrumYokYokYok
İlk 3 GünGünlük CA %6’sı kadar süt (3 öğünde)YokYokYok
3- 30 GünCanlı ağırlığın %10 kadar Süt (2 öğünde)SerbestYokSerbest
30 – Sütten kesilene kadarCanlı ağırlığın %10 kadar Süt (2 öğünde)SerbestSerbestSerbest


Buzağıların daha iyi gelişmesini sağlamak için mama yerine süt tercih edilmelidir. Bunun yanı sıra süte 40 gram kaliteli buzağı maması karıştırılabilir.

Resim1.png


Buzağıya verilen süt vücut ısında olmalarıdır (Yazın 37C kısın 41C). Soğut süt indirim sistemi bozuklularına yol açmaktadır. Süt sağım makinesi ve biberon temiz olmamalıdır asi taktirde e.coli ve viral hastalıklar riski artmaktadır. Sütün buzağılara içirilme pozisyonu çok önemlidir. Biberon buzağın baş hizasında yukarıda tutulmalıdır.

Buzağıların 3. günden itibaren önlerinde buzağı başlangıç yemi, temiz içilebilir kalitede su olmalıdır (Buzağının ağzından dökülen yem parçaları ve kuru ot parçaları suyun temizliği için risk teşkil etmez). İşkembenin daha iyi gelişmesi için buzağı başlangıç yeminin içerisine bir miktar mısır kırması veya mısır felaket karıştırılmalıdır. 30. Günden itibaren kaliteli kuru kaba yem verilmelidir.

İşkembede papilla gelişimi:

resim2.png

A)Sadece süt ile Beslene Buzağı B) Süt + Kesif Yem ile Beslenen C) BuzağıSüt + Yonca ile beslenen Buzağı

Papillalar; işkembe iç yüzeyinde yer alan parmak benzeri yaklaşık olarak 5 mm uzunluğunda ve 3 mm genişliğinde çıkıntılardır. İşkembenin yüzeyini artıran papillaların görevi işkembe içerisinde mikroorganizmalar vasıtasıyla sindirilen besin maddelerini emerek kana vermektir.

Yeni doğmuş buzağılarda işkembe gelişiminde öncelik papilla gelişmesine verilmelidir. Buzağı başlangıç yeminin buzağıların önüne geç konulması işkembe gelişimini aksatır. Süt, çok kaliteli bir besin maddesi olmasına rağmen işkembe gelişimi üzerine bir etkisi bulunmamaktadır. Çünkü buzağılar tarafından içilen süt işkembeye uğramadan doğrudan şirdene gönderilmektedir. Bu nedenle buzağıların gereğinden fazla süt içerek tokluk hissinden dolayı kuru yemlere olan ilgisi azaltılmamalıdır.

Papilallar en çok süt + Buzağı Başlangıç Yemi (BBY) ile beslenen buzağılarda gelişmektedir. Çok ince öğütülmüş tahıllar ve toz yemler buzağılar tarafından isteksizce tüketildiği gibi tüketim esnasında solunum yoluna kaçarak öksürmelere neden olmaktadır. Bu nedene toz halindeki buzağı yemlerinden kaçınılmalıdır.

Buzağılar günde birkaç defa bir avuç yemin ağıza elle konulmalı ve yemliğin yeri öğretilmelidir böylelikle yemin tadını ve yemliğin yerini öğrenmesi sağlanmalıdır.

İşkembede kassal gelişme;

İşkembede bir miktar papilla gelişmesi sağlandıktan sonra sıra işkembe kaslarının geliştirilmesine ve güçlendirilmesine gelmelidir. Kaba yemler; fiziksel yapılarından dolayı buzağılarda işkembe kaslarının gelişmesi üzerine en etkili yem maddeleridir. Bu amaçla kaliteli kuru ot veya kuru yonca otu buzağıların önüne 30.günden itibaren tüketebildiği kadar (serbest) sunulmalıdır.

Sütün yanında sadece buzağı başlangıç yemi ya da kesif yem tüketen buzağılarda; 1400 gram buzağı başlangıç yemi yedmeye başladıklarında (tahminen 28- 30 Günlükken) rumende asidoz tarzında bir takım sindirim sistemi rahatsızlıkları ortaya çıkabilmektedir. Rumen asidozunu engellemek için 30, günden itibaren kaliteli kuru kaba yem verilmelidir. Kuru kaba yemlerin ince kıyılmasına (3- 5cm) özen gösterilmelidir.

Rumen kaslarını en iyi geliştiren kabaremler arpa kuru otu, buğday kuru otu gibi tahıl kuru otlarıdır. Kemik gelişimini hız aldırmak için tahıl kuru otları baklagiller (fiğ, Yonca, Bezelye vb.) kuru otları ile karışık verilmelidir. Erken biçilen yoncada bulunan yüksek orandaki oksalik asit buzağı isallerine yol açabilir. Yoncanın onda biri çiçeklenmiş olmalıdır.

3 aydan sonra buzağı başlangıç yemi yerine bir alıştırma programı dahilinde daha ekonomik olan buzağı büyütme yemine geçilmelidir.

Buzağıların 6 ay boyunca rumen gelişimleri devam etmektedir. İlk 6 ay boyunca sulu kaba yemlerden (yaş ot, silaj vb.), yaş kesif yemler (yaş pancar posası vb.) buzağıya verilmemelidir.

İlk 4 ay tavsiye edilen ise ilk 6 ay buzağılara saman verilmememledir. Verildiği taktirde Rumen’de ülserleşme görülmektedir. Ülser rumen’in gelişimini olumsuz etkilemektedir.


Buzağı başlangıç yemi besin değerleri:

Besin Maddesi
En az
En Çok
Kuru madde
88​
Ham protein
18​
Me Mecal/kg
2,8​
CA
1​
2​
P
0,5​
NA
0,1​
0,4​
HS
1,2​
12​
Ham Kül
8​


Buzağı başlangıç yemini yoğunluğu mısırdan oluşmalıdır. Küspe çeşitti olaraktan soya küspesinin kullanımı da önemlidir. Yukarıdaki değerleri sağlayan tahıl + soya tohumu küspesi karışımları buzağı başlangıç ve büyütme yemi olaraktan kullanılabilir.

Sütten kesilecek olan buzağıların doğum canlı ağrılığının ikiye katlamış olmalıdır. Bunun yanlıda küçük ırklar (Jersey, Yerli ırklarımız) 800 gram buzağı başlangıç yemi büyük ırklarda 2,5 kg buzağı başlangıç yemi arda arda iki gün boyunca tüketildiği zaman buzağılarınızı sütten kesebilirsiniz. Bu iki kuraldan biri olmadığı taktirde sütten kesim sonucunda buzağı strese girecek ileriye dönük süt ve et performansı düşecektir. Buzağı sütten kesme işlemi yukarıda iki kurallara uyduğu taktirde birden ya da alıştırılarak sütten kesilebilir.

Buzağı Barınakları:

Buzağılar ilk 14 gün bireysel kulübelerde tutulmalıdır. Hasta ommuş buzağılar diğer buzağılardan ayrılandır. Altlık kuru ve temiz olmalıdır. Altlık satın alınabilecek en ucuz ilaçtır.

Yazın sıcaktan ve güneş ışınlarından korunmalıdır, Kışın mutlaka güneş görmelidir. Sinek olmamasına dikkat edilmelidir

Buzağı kulübeleri aralarında en az 60 cm’lik mesafe bırakılarak ya da aralarına bloklar (Duvar veya duvar görevi yapan tahta, trapez vb.) konularak buzağıların birebirlerine teması kesilmelidir. Her büyütme dönemden sonra buzağı kulübesi temizliği ve dezenfeksiyonu yapılarak, temiz yeni bir zemine alınmalıdır

Buzağı barınakları hâkim rüzgarlara karşı korunaklı, temiz, havadar, kuru ve aydınlık olmalı; buzağılar kesinlikle hava cereyanında kalmamalıdır.

Çevre sıcaklığı 10 °C altına düştüğünde buzağıların ek enerji ihtiyacını minimize etmek için battaniye kullanmak iyi bir fikirdir. Buzağı battaniyesinin kullanımıyla ilk dört haftada ortalama canlı ağırlık artışında günlük + 90 gr’lık fark yaratılabilir.

14 Günü dolduran buzağılar toplu kulübeler alınmalıdır. Toplu Kulübelere konulan buzağıların doğum aralıklarının birbirine yakın olmalıdır ve dişi ile erkekler ayrılmalıdır. Aksi taktirde yaş ve cinsiyetten dolayı diğer buzağılar baskılanacak ve gelişimleri geri kalacaktır.

Kötü barınak koşulları buzağı sağlığını ve gelişimini olumsuz etkilemektedir.

30 Günden önce buzağıların boynuzları kostik asit veya koteriyle köreltilir fazla meme ucu var ise kesilir. Bu işlemleri yapmak için veteriner hekim veya veteriner sağlık tekniker/ teknisyenlerine başvurunuz.

PDF çıktısı: https://drive.google.com/file/d/1XgeRzZkyqD8sFo-FPPSzoMat8Vs1f6cQ/view?usp=sharing

Kubota M8540 5 13" ünlü ile Yeni Sezona Hazırlık

Merhaba ahali,
Yeni sezona hazırlıklar başladı fakat gerekli yağışlar olmadığı için şartlar pek iyi değil. Pancar ekeceğimiz tarlalara geçen hafta patlatma çektik bu hafta da pulluk ile sürmeye başladık. Ufak bi video ve fotoğraf çekme imkanım oldu bu sene bol bol video fotoğraf çekerim inş. İyi seyirler
Medyayı görebilmek için giriş yapınız

Resimler ve ekler

  • 20201227_142155.jpg
    20201227_142155.jpg
    246.5 KB · Görüntüleme: 46
  • 20201227_142155.jpg
    20201227_142155.jpg
    246.5 KB · Görüntüleme: 46

KURAKLIK

herkes fikrini ve kendince çözüm olarak yapılacakları paylaşırsa belki akıllanırız
kendi adıma benim düşüncelerim bu güne kadar bir kere salma sulama yaptım ve pişmanım ne kadar 5 dekar bile olsa çok fazla gereksiz yere kullandığım suya üzülüyorum artık mazota elektrikte umurumuzda olmuyor basınçlı sulama diğer yerlerim hem mazota hem de sudan gerçekten çok tasarruf ediyorum bir günlük değil ömürlük düşünmek lazım damlama pahalı diyen arkadaşlarda buyurun beraber hesabımızı yapalım hangisi daha mantıklı karar verelim verimlilik sırf atılan su olarak görülmemesini öğrenmemiz lazım artık su kullanımını minimize edip verimli kullanıma dönmeliyiz kendi bölgemdeki çeltikçilerin hiç biri şaşırtmayı bile bilmiyor her gün her saat su doğa artık dayanamıyor sürdürülebilmesi için el atalım zaten bizi ayakta tutmaya çalışan bir çalışma bile sergilenmediği için fiyatlardan kaybediyoruz bari katma değer yarattığımız suyumuzu da kaybetmeyelim aramızda elbet ağaçtan anlayan toprağımıza göre yer yer ekim yapılabilecek tohumdan yetiştirilebilecek ağaçları ve teknikleri anlatırlarsa bilgilenirsek bence inanıyorum herkes elinden deldiğince ağaçlandırma yapacak hem kendi için hem de doğa için artık doğayla savaşmak değil onu desteklememiz lazım iyi akşamlar

Kırklareli Kayalıköy barajı

Barak kurumuş, konuyla ilgili haber;

Suyun bittiği yer”
Kırklareli
28 Aralık 2020 Pazartesi, 07:02

cda88e8f9728aaea6c68bb5792dd9f2f.jpg

Kırklareli Kent Konseyi Çevre Meclisi Başkanı Göksal Çidem, kuraklık nedeniyle alarm veren Kayalı Barajı’nın son durumunu paylaştı.

Haber Merkezi
Kırklareli Kent Konseyi Çevre Meclisi Başkanı Göksal Çidem, suyu ‘bitti bitecek’ denilen Kayalı Barajı’nın son durumunu fotoğrafladı.
Fotoğrafları sosyal medya hesabından paylaşan Çidem: “Sözün ve suyun bittiği yer” notunu düştü.
Fotoğraflarda Kayalı Barajı’nın görünen bölümünde suyun tamamen çekildiği ve ortada çamur birikintisinin oluştuğu görülüyor.
Çidem, su sorunu konusundaki diğer bir paylaşımında: “Eğer düzenini bozmasaydık yeryüzünde tüm canlıların sağlıklı ve temiz suyunu ekosistemler sağlıyordu. Şimdi deniz suyundan su üretmek, atık suları arıtarak kullanmak, su toplamak ve taşımak için ekonomik olarak büyük yatırımları göze almak yerine suyun döngüsüne sahip çıkmak ve restore etmek üzerine yatırım yapmak daha akılcıdır. Kuraklığın sonuçlarına değil nedenlerine çözüm üretelim” dedi.

Resimler ve ekler

  • Screenshot_20201228-205500_Maps.jpg
    Screenshot_20201228-205500_Maps.jpg
    51.5 KB · Görüntüleme: 47

Trakya’yı 20 yıl önce uyarmışlar!

Lüleburgaz
28 Aralık 2020 Pazartesi, 07:29

fab2a9cfa6535731687d5d9044b72075.jpg

Trakya’nın bugün korkulu rüyası haline gelen kuraklık, su kaynaklarının kirliliği ve yanlış sanayileşme sorunlarına, 20 yıl önce İğneada’da düzenlenen bir sempozyumda nasıl işaret edildiği, o sempozyumdan sonra sunulan raporla ortaya çıktı. Rapora göre, dönemin TEMA Trakya Temsilcisi Macit Sabır ve Lüleburgaz Temsilcisi Hakan Dedeoğlu, 20 yıl önce yaptıkları tahlilde Trakya’nın adeta röntgenini çekmiş ve: “Geç kalınmadan Trakya Bölgesel Kalkınma Planı hazırlanmalı ve uygulamaya konmalıdır” demiş.

Çınar TÜRKMEN
İstanbul Üniversitesi Orman Fakültesi tarafından 2000 yılında İğneada’da düzenlenen ‘Demirköy-İğneada Ormanları ve Çevre Sorunları’ adlı sempozyuma TEMA Vakfı adına katılan, dönemin TEMA Trakya Temsilcisi Macit Sabır ve Lüleburgaz Temsilcisi Hakan Dedeoğlu’nun 20 yıl önce sundukları 7 maddelik raporda işaret ettikleri sorunlar ve çözüm önerileri bugün yeniden gündemde.
Bugün kuraklık, su kaynaklarının kirliliği, orman alanlarının tahrip edilmesi, mera gibi sorunlarla boğuşan Trakya’nın 20 yıl önce adeta röntgeni çekilen raporda İSKİ’nin Istranca sularını İstanbul’a taşıması, yanlış sanayileşme sonucunda Ergene Havzası’nda meydana gelen su kaynaklarının kirliliğine dikkat çekilerek, tarım ve sanayinin birbirini destekleyerek kalkınılmasının önemine işaret ediliyor.
O PLAN TBMM’DE BEKLİYOR
20 yıl önce katıldıkları toplantıda sundukları 7 maddelik bildirge ile bölge halkını ve yetkilileri bugünler için uyaran isimlerden olan Macit Sabır, Görünüm Gazetesi’ne 20 yıl önce verdikleri çevre mücadelesini anlattı.
Bugün karşı karşıya gelinen pek çok soruna daha 20 yıl önce işaret ettiklerini söyleyen Sabır: “O maddelere ek olarak yer altı suları da yok edilmekte. O zamanlarda Prof. Dr. Doğan Kantarcı ile bu paneli düzenledik. Bildirgede biz özetle: “İnsan doğanın sahibi değil, parçasıdır, insan doğaya hükmetmeye kalktığı anda doğa da insanlara kıyar” dedik. Gelinen nokta budur. Yönetim, yetiştirilme biçimi, insanı doğanın sahipliğine itti. Doğa da intikamını almaya başladı. ‘Ormanlar oksijen kaynağıdır, doğaya sahip çıkalım’ dedik. 20 yıl önce uyaralım dedik. Bu konuyu rapor haline getirip TBMM’ye ilettik. İstanbul’a Istranca suları taşınmak isteniyordu. İSKİ’nin su borularındaki kaçaklar derelerden daha fazla alana denk geliyordu. Bu kaçaklar önlense bu derelere ihtiyaç kalmayacaktı. O dönem Trakya’yı ele geçirmek için de Anadolu’dan insan nakli başladı. Fabrika sahiplerine arazi verildi ve çoğunluk sağlandı. İnsan yapısını değiştirme biçimiydi bu ve korkunç bir şey. Fabrikalar derelere zehir salıyordu. O dönem Ergene’nin kaynağından Meriç’e kadar dolaştık. Numuneler aldık, nasıl kirletildiğini belirledik. Pis suları yerin altına bastılar. Böyle bir ortamda o sempozyumu düzenleyip konuyu gündeme taşıdık. O zamanki çevre bakanı da bu konuya sahip çıktı, ‘Sizinleyim’ dedi ama ‘Bunu siz çözeceksiniz’ dedik. Yaklaşık 2 buçuk yıl içinde dönemin çevre bakanı geldi Trakya Üniversitesi’ne Ergene Havzası Kullanım Planı hazırlaması görevi verildi. TEMA ile hazırlatıp TBMM’ye sunduk. Milletvekilleri de kirlenen yerleri gördüler, raporlarını TBMM’ye götürdüler. Orman bakanlığınca uygulanmak üzere Türkiye’nin dörtte birini doyuran Ergene Havzası’nda uygulanmak üzere karar alındı. Ancak Ecevit’ten sonraki hükümet tarafından sümen altı edildi. Yani Türkiye Büyük Millet Meclisi bunu uygulama aşamasına getirdi, ama dereleri alıp götüren orman bakanı oldu, plan sümen altı edildi” dedi.
“AMERİKA’YI YENİDEN KEŞFETMEYE GEREK YOK”
Sabır şöyle devam etti: “Şimdi bana geliyorlar, ‘Çevre için yine mücadele edelim’ diyerek. Amerika’yı yeniden keşfetmeye gerek yok, bu işe girişen örgütler Ankara’ya dayanıp bu kararın uygulamasını sağlamalılar. ‘Ben bu çevre mücadelesine en baştan tekrar girmem ama Ankara’ya gidersek varım’ diyorum. Bunların hepsi dosya halinde, TEMA’da, TBMM’de, o dönemin milletvekillerinde vardır. Hala daha havanda su dövmeyi bırakıp meclise gitmemiz lazım. TBMM’den çıkan kararın uygulanması lazım ancak bu çevre mücadelesinin en başına dönülmesi için iktidar meşgul ediyor. Yapılacak şey TBMM’ye gidip, o kararın uygulamaya geçirilmesini sağlamaktır”.
O RAPORDA NE DİYOR?
TEMA Vakfı adına Trakya Bölge Temsilcisi Macit Sabır ve Lüleburgaz Temsilcisi Hakan Dedeoğlu’nun katıldığı, ‘Demirköy-İğneada Ormanları ve Çevre Sorunları’ adı altında 7-8-9 Haziran 2000 tarihinde İğneada’da düzenlenen sempozyuma sunulan raporda şu ifadelere yer verildiği görüldü:
“1-Istranca ormanlarında daha önceden baltalık olarak halka verilen orman alanları koruya dönüşmüş, halk bu ekonomik gelirden kayba uğramış, ormanlar kurutulmuş, fakat kaçak kesimler baskısı altında kalmıştır. Orman içi halkı sıkıntıya düşmüş, işsizlik ve göç bölge insanını mutsuzluğa sürüklemiştir.

2-Koru uygulamasından dönülmemeli, halkın ekonomik sıkıntılarını giderecek yeni projeler üretilmeli, insanlar doğdukları yerde mutlu edilmelidir.


3-Bu çevrede Trakya’nın Orman, Tarım, Çayır ve Mera alanları ile tüm kültürel varlıkları ile doğal zenginlikleri incelenmeli, bunlara zarar vermeden halkın ekonomisini düzeltecek projeler geliştirilmelidir.

4-Trakya’yı şu anda üç bölüm halinde ele almak gerekir. 1) Ormanlık Alanlar 2) Tarım Alanları 3) Yanlış Uygulanan Sanayi Alanları. Bu alanlar yalnız Türkiye’den değil, Orta Avrupa’dan gelen çevre kirlenmesinin tehdidi altındadır. Ormanlar, havadaki kükürt dioksit oranının artması ile yaprak dokuları tahribata uğramış, oksijen üretme yerine sülfürik asit üretmeye başlamıştır. Bu durum hem ormanların hem de tüm canlıların ölümü demektir. Tarım alanları, asit yağmurları, sanayi atıkları ve yanlış gübre kullanımı yüzünden verim kaybına uğramış, sulu tarım yapılan alanlarda tuzlanma sonucu çoraklık başlamıştır. Verimli tarım toprakları üzerine kurulan sanayi, tarım topraklarını satmaya ve tarımdan vazgeçmeye teşvik etmiş, toprağı, havayı, suyu kirletmiş, ekolojik dengeyi bozmuştur. Hiçbir gelişmiş ülkede tarım yok edilerek sanayileşmeye geçilmemiştir. Tarımı dışlayan bir sanayi düşünülemez. Her ikisinde de zarar vermeden, birbirini destekleyerek kalkınılmalıdır.

5-İSKİ, İstanbul’un su ihtiyacı için Istranca derelerinin sularını İstanbul’a taşımaktadır. Kıyıköy’Ün Kazandere ve Pabuçdere’sinden sonra sıra Demirköy ve İğneada derelerine gelmiştir. Hazırlanan projeye göre Longoz (subasar) orman alanlarını sulayan derelerin suları İstanbul’a taşınacak ve orman alanlarının taban suları çekilecek, hatta çekilen tatlı suların yerine doğal olarak denizin tuzlu suyu gelecek ve Dünya Bankası’nın kredisi ile koruma altına alınan ve doğal sit alanı kapsamında yer alan longozlar yok olacaktır. Istranca Dağları’nda bulunan tüm derelerin suları 422 milyon metreküptür. İSKİ bunun 110 milyon metreküpünü almak istemektedir.


Yapılan bilimsel hesaplamalara göre, şu andaki ekolojik dengenin korunarak ve gelişmelerine zarar vermeyerek Demirköy derelerinden alınabilecek su miktarı 46 milyon metreküptür. Bu su, yukarı bölümlerde kurulacak ve alt savaklardan gerektiği kadar su alınabilecek barajlar yapılması ile alınırsa doğaya zarar vermez. Bizim hazırladığımız rapor bu doğrultudadır. Yararlanacak olan bu miktar bir su fazlasının da bölge halkının kalkınmasına sunulması gerekir. Sulu tarıma geçilmesi durumunda bu suya bölge halkının ihtiyacı vardır. Ergene Havzasında su kaynakları kirlenmiş haldedir. Gerek içme ve gerekse kullanma suyu olarak bunu hesaplamak durumundayız. İSKİ mutlaka bu suyu almak istiyorsa bedelini ödeyerek alması gerekir. Trakya genelinde satılan şiş suları Anadolu’dan gelmektedir. Istranca Dağları’nın kaynak suları bir an önce değerlendirilmelidir.

6- Arazı yetenek sınıflandırılmasına göre arazi kullanımları ekolojik açıdan değerlendirilmeli ve ‘ Arazi Kabiliyet Bölümleri, Arazi Kabiliyet Sınıfları, Arazi Kabiliyet Alt Sınıfları ve Arazi Kabiliyet Üniteleri’ belirlenerek, ‘insan merkezli ve tarım merkezli’ projeler ölçü alınarak çalışmalar yapılmalıdır.

7- Bu zamana kadar yapılan Trakya Sempozyumlarında gelinen ve bu sempozyumda varılan sonuç Trakya Bölgesel Kalkınma Planı yapılmasıdır. Sempozyumlara katılan, bildiri sunan, görüş belirten tüm kurum ve kuruluşlar bu noktada belirlenmiştir. Her kurum ve kuruluş, kendi aralarında bilimsel incelemelerini yapmış, sonuçlarını kamuoyuna duyurmuş ve olumlu tepkiler almıştır. Trakya Bölgesel Kalkınma Planı yapılması için gerekli olan her türlü alt yapı hazırdır. Ülkemizde veya diğer ülkelerde daha önceden hazırlanmış ve uygulamaya konulmuş planlar incelenerek, geç kalınmadan Trakya Bölgesel Kalkınma Planı hazırlanmalı ve uygulamaya konmalıdır. Bu planın yapımı bizim de içinde bulunduğumuz Trakya Halkı yapmalıdır. Bunun yöntemleri araştırılmalı, bulunmalı ve uygulamaya konulmalıdır. Marmara Bölgesi Belediyeler Birliği gibi Trakya Bölgesi Belediyeler Birliği örgütlemesine gidilerek sağlanacak bir oluşum yapılacak bu planın temelini oluşturduğunda kısa sürede sağlıklı sonuçlar getirecektir”

Döküm parçalara kaynak

Lamborghini traktörün frezeli üst hidrolik kolu resimlerde görüldüğü gibi iki yerden çatladı freze kısmına yakın olan çatlakta biraz açılma var. Bu döküm parçalara kaynak yapılıyor fakat dayanımı konusunda emin olamadım bununla ilgili bilgisi tecrübesi olan arkadaşlardan yardım bekliyorum.

Resimler ve ekler

  • IMG_20201227_115825.jpg
    IMG_20201227_115825.jpg
    112.1 KB · Görüntüleme: 53
  • IMG_20201227_115810.jpg
    IMG_20201227_115810.jpg
    149.5 KB · Görüntüleme: 58

Filtrele


Hakkımızda

TrakKulüp, içinde 100.000'den fazla konuyu, 1.300.000'den fazla mesajı barındıran Türkiye'nin ilk ve en büyük traktör, tarım ekipmanları ve çiftçilik paylaşım sitesidir. 86.000 üyemiz gibi sizi de aramızda görmek isteriz.
Üst Alt